Teknostres Mi? Almayalım
Tüm dünyada günlük rutinde olan, hatta oldukça zaman harcanan bir şey var. Yepyeni bir stres unsuru: teknostres. Ne bu diyecek olursanız, sosyal medyanın yarattığı stresin adı.
İngiltere’deki Lancaster Üniversitesi’nin araştırması gösteriyor ki sosyal ağ kullanıcıları, sosyal medya kullanımlarından dolayı stres yaşadıklarında, sosyal medya platformlarına daha fazla bağımlı hale gelme riskiyle karşı karşıya kalıyorlarmış. Araştırmanın gösterdiği bulgulara göre, kişiler bu tür bir stres ile karşı karşıya kaldıklarında, stres unsurunu kapatmak veya daha az kullanmak yerine, sosyal medya platformlarının birinden diğerine geçiş yapıyormuş. Stresi yaratan ortamın girdabında kayboluyorlarmış. Bu eğilimler ileri safhalarda da sosyal medya bağımlılığının artmasına sebep oluyormuş. Araştırma ekibi, teknostresin kullanıcıların hayatlarına olan etkilerine baktıklarında; sosyal ağların kişisel hayatlarını istila ettiğini, ağlarını arkadaşlarınınkine uyacak şekilde uyarladıklarını, aşırı derecede sosyal bilgi edindiklerini, platformlarda sürekli değişiklikler ve güncellemelerle karşı karşıya kaldıklarını görmüşler. Ezcümle vardıkları sonuç, gelecekte en başarılı ya da en mutlu insanlar; en temel gereksinimlerimiz, becerilerimizden olan ”odaklanabilme ve anı hissetme” becerilerine sahip olanlar olacakmış. Peki bu yeni stresimizle baş edebilecek miyiz? Müjde şu ki; var bir yolu.
Hatırlayalım ki; dünyevi hazların bir sonu yok ve unutmayalım ki zaten gördüğünüz pek çok şey, sadece ”siz görün” diye yapılıyor. ”En güzel hayat benimki” yarışına boş verip, aldığımız nefesin hazzının farkına varmayı deneyelim. Telefon olmadan denizi, dağları seyretmeye ne dersiniz? İnanın kısmi bir rahatlama yaşatacaktır size. Aklınıza Instagram gelirse denizden bir midye kabuğu veya dağdan bir taş alıp bağrınıza basın!
