Durum ve Görev
Genel seçimlere bir yıl kala Türkiye’nin içinde bulunduğu durum iktidar cephesinden şöyle özetlenebilir:
AKP iktidarı, ekonomi üzerindeki kontrolünü kaybetmiştir. Cumhuriyet
tarihinin en ağır krizini yaşamakta olan ekonomi, adeta freni boşalmış kamyon gibidir. Yarınından kimse emin değildir.
Halkın ezici çoğunluğu açısından yaşam koşulları daha da kötüleşirken,
iktidarın bir avuç yandaşı, ülke kaynaklarını yağmalamaya devam etmektedir.
İktidarın, ABD emperyalizmi ile işbirliği halinde çeşitli hesaplarla Türkiye’nin
sırtına yıktığı yaklaşık 8 milyon sığınmacı ve mülteci, bir yandan ekonomik krizi derinleştiren bir rol oynarken diğer yandan pimi emperyalistlerin elinde olan bir saatli bomba durumundadır.
Yurttaşlarına “sürtük”, “düşük” diye hitap edebilen; yalan olduğu orada bizzat
bulunan Diyanet memuru tarafından açıklanan bir iddiayı, aradan 9 yıl geçtikten sonra hala “camide içki içtiler” diye yeniden dillendirebilen bir kişi, bırakalım Türkiye Cumhuriyeti Cumhurbaşkanlığını yapabilmeyi, herhangi bir yerde yöneticilik yapma ehliyetine sahip olmadığını göstermiştir.
İktidarda kalmanın yolu olarak milletin yarısını diğer yarısına düşman etmeyi
gören bir zihniyet, iç barışı dinamitlemekte ve ülkeyi sadece daha büyük iç çatışmalara götürmenin taşlarını döşemektedir.
Laik Türkiye Cumhuriyeti’ni “dar-ül harb” olarak gören zihniyet,
devletin bütün kurumlarını işlemez hale getirmiş, ikide bir gece yarıları görevden alınan yöneticilerle yönetilen devletin bütün kurumlarına yurttaşların güveni yok edilmiştir.
Devlet kurumları tarikatlar ve cemaatler arasında paylaşılmış, devlette liyakat
esası ortadan kaldırılmıştır.
Dış politikada, büyük güçleri birbirine karşı kullanabileceğini sanan
Abdülhamitçi kafa egemen hale gelmiştir. 150 yıl öncesinden başlayarak 33 yıl içinde Osmanlı devletini önce iflas ettiren sonra da çöküşün eşiğine getiren kafa, şimdi de 20 yıl içinde Türkiye’yi benzer tehlikeyle karşı karşıya getirmiştir.
İktidara egemen olan Ortaçağ zihniyeti; en büyük düşman olarak İslam
içindeki farklı mezhepleri, farklı anlayışları görmekte, bunun sonucu olarak ABD emperyalizminin İslam ülkelerine saldırısında kullandığı koçbaşı İsrail’le el sıkışabilmekte ama komşumuz, dostumuz, kader birliği içinde olduğumuz Suriye yönetimine karşı düşmanca politikayı ısrarla sürdürmektedir.
Liste uzatılabilir. Bu zihniyetteki bir iktidarın Türkiye’yi yönetemeyeceği gerçeği bir yana, Türkiye’nin de; 20 yılın sonunda böyle bir iktidarı taşıyabilme olanağı kalmamıştır.
SİSTEM İÇİ MUHALEFET AÇISINDAN DURUM
ABD’ye, NATO’ya ve AB’ye bağlılık konusunda AKP ile yarışan,
Yaşadığımız ekonomik krizin asıl nedeni olan neoliberal ekonomi politikalarını
İktidar ile aynı kararlılıkla savunan,
“Özgürlükçü laiklik” diyerek, tarikat ve cemaatlere hayat alanı açan politikaları
benimseyen,
Cumhuriyet Devrimi’ne ve kazanımlarına saldırmada AKP’den geri kalmayan,
“AKP gitsin de ne olursa olsun” mantığı ile PKK ve FETÖ ile yanyana durmada
bir beis görmeyen “Millet İttifakı”nın da bir çözüm olamayacağı açıktır.
TÜRKİYE İTTİFAKI
Yüzyıldır halkımız hiçbir dönem bu kadar büyük bir arayış içinde olmadı.
Hiçbir seçim öncesinde halkın yüzde 20’ye yakın bir kesimi “bu seçimde sanığa gitmeyeceğim” demedi.
Hiçbir dönemde halkımızın neredeyse yarıya yakını “hiçbir partiye güvenmiyorum” demedi.
Türkiye, “Yönetenlerin eskisi gibi yönetemediği, yönetilenlerin ise eskisi gibi yönetilmek istemediği” tarihi koşulları yaşamaktadır.
Eksik olan bu elverişli tarihi koşullarda köklü değişiklik için harekete geçmeye hazır halk kitlelerine önderlik edecek devrimci merkezin inşasıdır.
“Türkiye İttifakı” bu tarihi rolü oynayacak büyük silkinişe önderlik edecektir.
Görev ve sorumluluk, ülkenin yurtsever devrimcilerinin omuzlarındadır.
