Dolar 44,8865
Euro 52,9505
Altın 6.934,77
BİST 14.484,91
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 14°C
Parçalı Bulutlu
Ankara
14°C
Parçalı Bulutlu
Sal 17°C
Çar 16°C
Per 8°C
Cum 12°C

Muharrem GÜR – Sessiz Sedasız Sendika

İstatistikçi - Sosyolog - Yazar
6 Nisan 2023 13:11

SESSİZ SEDASIZ SENDİKA

Bugünkü anlamda sendikal hareketler 18.yüzyılın ortalarından itibaren İngiltere’de başlayıp daha sonra Avrupa’ya yayılan ve yoğun olarak buharlı makinelerin kullanılması (sanayileşme) ile devam eden süreçte işçilerin kötü çalışma koşullarının iyileştirilmesine yönelik bazı yardımlaşma, dayanışma dernekleri kurulmasıyla başladı.
Uzun çalışma süreleri, düşük ücretler, güvencesiz işçi çalıştırma, kadın ve çocuk işçilere yönelik ayrımcı yaklaşım, iş kazalarına ve meslek hastalıklarına karşı alınmayan önlemler, fabrika civarında yoğunlaşan yerleşim yerlerinde gerek oturulan evlerin gerekse yaşanılan çevrenin sağlıksız oluşu bu örgütlenmeleri zorunlu hale getirmişti.
Bu sağlıksız çalışma ve yaşama koşullarının iyileştirilmesi ve genel olarak haksızlıklara karşı mücadele etmek amacı ile 1800’lü yılların ortalarından itibaren işçiler örgütlenmeye başladılar. Önceleri farklı isimlerle gerçekleşen bu örgütlenmeler sonraki süreçte sendikal faaliyetler olarak devam etti. Üretimden gelen gücünün bilincine varan işçi sınıfı daha sonraları pazarlık ve grev olgusu ile tanıştı. Ortaya çıkışı ve gelişimi farklı seyretse de sendikal hareket tüm dünyaya yayılıyordu.
Sanayi devriminde önalan ülkeler, coğrafyalar işçi sınıfı ve sendikal hareketlerin varlığı ile demokrasi yolculuğunda çok öne geçmişlerdi.
1919 da (Uluslararası Çalışma Örgütü) ILO’nun kurulması ile çalışanların haklarının tanınması ve korunması adına önemli bir aşamaya gelinmiş oldu. Daha sonra gerek ülkelerin kendi içlerinde gerekse konjonktürel olarak inişli çıkışlı ve mücadelelerle geçen bir hak arama yolculuğu, sendikal hareket olarak süregelmiştir.
Bizde bu süreç nasıl başladı ve devam etti?
Osmanlı’nın son dönemlerinden, çok partili döneme kadar farklı isimlerle işçi ve meslek örgütlenmeleri olmuştur.
Çok partili dönemde oy hesapları siyasilerin popülist yaklaşımlarına, işçi sınıfına ve örgütlenme çabalarına karşı daha hoşgörülü olmaları sonucunu doğurmuştur. Bunların başında sendika kurma ve grev hakları gelmiştir. Ancak dönemin siyasi atmosferinin bir yansıması olarak işçilerin önemli bir kısmı sendikacılığı komünizm ile özdeşleştiriyor ve mesafeli duruyorlardı.
İşte bu ortamda, 31 Temmuz 1952’de Türkiye İşçi Sendikaları Konfederasyonu TÜRK-İŞ kurulmuştur. Fakat dönemin hükümetinin baskılarına dayanamayarak genel başkanlığa bir Demokrat Partiliyi getiren Konfederasyon daha sonraki süreçte ılımlı bir çizgi izledi.
1961 Anayasası ile oluşan iklim sendikacılık alanına da yansımış, işçi sınıfı ve sendikacılık hareketine önemli bazı haklar getirmişti. İşçiler içinde sendikalı olanların oranı sürekli artıyordu. Bu arada memurlara da sendika kurma hakkı tanınmıştı. Fakat bu hak 21 Mart 1971 döneminde kaldırılmıştı. Toplumsal hareketleri kontrol altında tutma çabasında yine sendikalara getirilen kısıtlama ve yasaklamalar ön sıralarda yerini almıştı.

TÜRK-İŞ devletle ve hükümetle çok gerekmedikçe ilişkileri sertleştirmeme politikası izlemeye başlamıştı ve “partiler üstü bir politika” benimsemişti. Bunun bir sonucu olarak; Türkiye İşçi Partisi’ne yakın olanlar Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (DİSK) kurdular. Milliyetçi Hareket Partisi ile yakın ilişkide olanlar ise Milliyetçi İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (MİSK), Milli Selamet Partisi ile yakın ilişkide olanlar da Türkiye Hak İşçi Sendikaları Konfederasyonu’nu (HAK-İŞ) kurdular.
1970 yılında 2 milyon, 1980 yılında 6 milyon civarında olan sendikalı işçi sayısının 40 yılı aşkın bir süredir 1 milyon ile 2 milyon arasında seyrediyor olması da son derece dikkat çekicidir.
Sendika üye sayıları büyük ölçüde dönemin siyasi iklimine göre şekillenmektedir. Grafik 1’de de görüldüğü gibi son 10 yılda TÜRK-İŞ’in tüm sendikalı işçiler içindeki üye sahipliği oranı %71’lerden %53’lere, HAK-İŞ’in tüm sendikalı işçiler içindeki üye sahipliği oranı %17’lerden %33’lere gelirken DİSK’in %10 civarında olan tüm sendikalı işçiler içindeki üye sahipliği oranında yıllar içinde bir değişiklik olmamıştır.

“Sarı sendika” diye tabir edilen çalışanların hak arama yolundaki direncini ve birlikteliğini kırmaya yönelik sendikacılılık yaklaşımı memur sendikaları üzerinde de etkili olmuştur. 2002 yılına gelindiğinde sendikalı memurların yaklaşık %50’si KAMU-SEN, %40’ı KESK ve kalan yaklaşık yüzde %10’u başta MEMUR-SEN olmak üzere diğer memur sendikalarından oluşmakta idi. Grafik 2’de de görüleceği üzere MEMUR-SEN’in üye sayısında 2002 yılından itibaren çok sert bir yükseliş görülmektedir.

Bu süreci sınıf bilinci, siyasi tercih veya dünya görüşü ile açıklamak sanırım mümkün değildir. Çalışanların büyük ölçüde faydacı hatta çıkarcı yaklaşımı öne çıkmış görünüyor. İktidar olanaklarından yararlanmak isteyen emekçi kitlelerin faydacı yaklaşımı, sendika yöneticilerinin çıkar hesapları ile iktidarların oylarını artırma planları sendikaları gerçek varoluş nedenlerinden koparıp geniş emekçi kitlelerinin ekonomik ve sosyal hak kayıplarına yol açabilmektedir.
Farklı dünya görüşlerinin, düşüncelerinin farklı sendikal oluşumlar ile ifade edilmesi son derece doğaldır. Önemli olan dünya görüşü ne olursa olsun sendikaların asıl işlevi olan emekçilerin hakları için mücadele etme prensibinden ayrılmamasıdır.

 

 

 

 

YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.