Monod ve Raslantıların Böylesi
Hı Bir de Siz ve BEN
Eğer bu yazıyı okuyorsanız bir rastlantının sonucu olabilir… Bu yazıyı okumuyor da olabilirdiniz. Elif, benim yüksek lisans öğrencim olmasa bu yazıyı yazmayacaktım.
Önce, 1998 yılı yapımı bir filmle başlıyoruz. O yıllarda üniversite birinci sınıftaydım ve gençliğin verdiği heyecanla izlediğim film verdiğim tepkiyle, şimdi kırklı yaşlarımda verdiğim tepkinin aynı olmadığını görüyorum. Farklı sorularım ve cevaplarım var artık.
Filmden bahsedelim mi?
Londra’da yaşayan halkla ilişkiler uzmanı Helen’in (Gwyneth Paltrow) o gün evine dönerken treni kaçırması ile treni yakalaması arasında sadece bir saniye vardır. Bu bir saniyenin onun hayatında ne kadar büyük farklar yaratabileceğinin öyküsüdür ‘’ Rastlantının Böylesi ‘’. Film bize her iki olasılığın yol açacağı gelişmeleri birbirine paralel olarak anlatır. Benim de yazıyı yazmakla yazmamak arasında bir saniyem var eğer eşim oğlanın İngilizce ödevine yardım et, demeseydi yazıyı toparlayıp daha farklı yazacaktım. Tüm ilhamımın gitmesine neden olan bu durum için, ses çıkarmadan yazıyı yarıda bırakıp, oğlumun 5.sınıf ama benim lise hazırlıkta gördüğüm bir metni çözme çabam tüm dikkatimi dağıttı.
Hayatımızı belirleyenin bizler, yaşadığımız evrende aslında anların önemini unuturuz. İşte tam burada karşımıza bir yazar ve kitap çıkıveriyor: Monod’ın Raslantı ve Zorunluluk kitabı. Özet olarak bu kitap bize şunu veriyor: Monod, kitapta bilimsel bilgiyle çelişen inanç sistemlerinin, günümüzün önemli bir sorunu olduğunu dile getirirken, Platon, Hegel, hatta Marx’a da karşı çıkar. Bilimsel düşünceye göre, evren insanlar için tasarlanmadı. Ancak hem felsefe temelli değer sistemleri hem de manevi değerler, insanı evrenin merkezine alarak insan hayatının anlamlandırılmasına çabalar. İşte bu anlam arama çabası bize anları ve rastlantıları getirir. Filmdeki metroyu kaçıran kadın ya da yetişen kadın siz olsaydınız hayatınız nasıl olurdu?( Bu arada kadın lafıma kızan hoca hanıma ithaf olunur, gerçi kadına kızmamış ‘’bu kadın ‘’ lafına kızmış. Yazmak bazen kendi kendine terapi yapmak sanırım).
Bu devrede siz ve ben kendimize şunu soralım: 1998 yılında üniversite sınavında bir doğru soru daha yapsaydım ve okuduğum bölümde olmasaydım acaba bu filmi yine izler miydim? Eşinizi seçmenize neden olan olay, gittiğiniz bir davet, eski sevgilinize kızma durumunuz ya da aile tavsiyesi ile tanışmanız olmasaydı ne olacaktı? Sizi evliliğe iten giden sevgilinizden kesilen ümitler ile yeni arayışlar mıydı ? Kızıp bekar kalmanız yeni aşkların peşine koşmak istememeniz mi? Sizi ev sahibi yapan kızgın olduğunuz komşunuz muydu ? Atanamadığınız için mi farklı bir iş yaptınız? Geçim sıkıntısı yüzünden mi kaçıp gittiniz başka ülkelere veya başka şehirlere?
Ben ve siz aslında tanışmıyoruz veya rastlantısal olarak tanışmış olsak da benzer bir çok şeyi yaşıyoruz bu evrende. Farklıklarımız var evet ama yine de bizi etkileyen ortak değerlerde birleşiyoruz. Ben ya da siz farklı ülkeler ve hayatlar görmüş olsak da gelin bu rastlantıda tanışalım.
Ben sizi, siz beni tanıyın istedim. Biliyorum geçim zor. Yolunda gitmeyen çok şey var. Her yere koşmak imkansız. Her acıyı paylaşmak mümkün değil. O yüzden bu rastlantıda acılar ve hüzünler yerine kültürel bir değer paylaşalım. Mesela bir kahve yapalım, bol köpüklü Türk kahvesi… Sonra belki fal bakarız, gelecekten gelecek güzel haberler için.
Kırk yıllık hatırla merhaba! Filmin ilginç biten sonundan başlangıçla… Neyse halimiz o çıksın falimiz..
