Dolar 45,8248
Euro 53,4784
Altın 6.687,67
BİST 13.662,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 21°C
Az Bulutlu
Ankara
21°C
Az Bulutlu
Pts 22°C
Sal 25°C
Çar 25°C
Per 25°C

MİLYONLARCA ANNE, AÇLIK, SEFALET VE EŞİTSİZLİĞİN PENÇESİNDE! 

MİLYONLARCA ANNE, AÇLIK, SEFALET VE EŞİTSİZLİĞİN PENÇESİNDE! 
9 Mayıs 2021 22:49

Bugün Mayıs ayının ikinci Pazar günü. Yani dünyanın birçok ülkesine paralel, Türkiye’de de senede bir gün de olsa annelerin hatırlandığı anneler günü. “Peki, anneler günü nereden gelmektedir? Anlamı nedir? Tüm anneler bu günü mutlu bireyler olarak yaşamakta mıdırlar? Annelere hak ettikleri değer verilmekte midir?” gibi yanıtlanması gereken birçok olduğu  gerçektir. Zira gerek ülkemize gerekse dünyaya baktığımızda, annelerin çocukları için kaygılanmadan mutlu bireyler olarak yaşadıklarını söylemek ne yazık ki mümkün değil.

Aslında insanlık tarihi incelendiğinde, anneliğe değer atfedilen anneler günü kutlamaları antik çağa kadar gitmektedir. Nitekim, Antik Yunan mitolojisinde, tanrı ve tanrıçaların annesi olarak bilinen tanrıça Rhea onuruna her yıl ilkbahar aylarında festival düzenlenmekteydi. Yine Antik Romalılar’da ilkbahar festivallerini, İsa’nın doğumundan 250 yıl öncesinde ana tanrıça olan Kibele’nin onuruna kutlamaya başlamışlardır. Görüldüğü gibi insanlık ailesi, hem antik Yunan hem de antik Roma dönemlerinde, tanrıların annesi kabul edilen ana tanrıça adına da olsa festivaller düzenleyerek anneliği kutsamıştır.

Günümüzdeki Anneler Günü kutlamaları, ABD’de yaşayan Anna Jarvis adındaki kadının,1905 yılında kaybettiği annesi için 1908 yılında başlattığı anma günü ile başlamıştır. Jarvis, arkadaşlarını annesinin ölümünden üç yıl sonra, annesinin ölüm yıldönümüne denk gelen Mayıs ayının ikinci pazarında evine çağırarak bir anma etkinliği düzenler ve davette bu günün anneler günü olarak ülke çapında kutlanması fikrini arkadaşlarıyla paylaşır. Bu fikrini daha sonra yoğun bir mektup kampanyası ile basın ve kamuoyunun gündemine taşıyan Jarvis’in yürüttüğü çalışmalar sonuç vermiş, kongre 1914 yılında, Mayıs ayının ikinci pazarının Amerika çapında anneler günü olarak kutlanmasını kabul etmiştir. Gelenek haline gelen bu kutlama, kısa sürede dünyanın birçok ülkesinde de kabul görmüş ve her yıl Mayıs ayının ikinci Pazar’ı anneler günü olarak kutlanmaya başlanmıştır. Ülkemizde de Türk Kadınlar Birliği’nin özel girişimi ve önerisi ile 1955 yılından itibaren her yıl Mayıs ayının ikinci pazar günü, “Anneler Günü” olarak kutlanmaktadır.

Ancak günümüzde kapitalist sistem, anneler gününün çocukların annelerine hediyeler aldıkları bir gün olarak kutlanmasını teşvik ediyor, günler öncesinden başlayan reklam kampanyaları ile insanlar annelerine hediye almaya yönlendiriliyor. Ne yazık ki, özellikle yaşadığımız ülke Türkiye’de reklamı yapılan bazı hediyelerin, tencere, tava fırın, mutfak robotu gibi mutfak eşyası olması, anneyi çocuklarına yemek yapan birey olarak gören sakat bir anlayıştır. Doğrusu bu son zamanlarda, topluma dayatılan kutsal aile ve onun koruyucu meleği kadın rolüne uygun hediyelerle, toplum kadının eve hapsedilmesine kabule rıza gösterir hale getirilmektedir. Bir başka değişle sistem, bir yandan bu günü kâr için kullanırken, diğer yandan yönetenlerin ideolojik bakışını topluma empoze etmektedir. Öte yandan dünya genelinde, aynı zamanda birer anne veya anne adayı olan kadına bakışın hiç de iyi olmadığını görüyoruz. Ne yazık ki, gelişmişinden en geri kalmışına tüm ülkelerde kadın, ikinci sınıf insan muamelesi görmektedir.

Kuşkusuz bunun iki önemli nedeni vardır. Bunlar, dinin önemli bir etken olduğu, feodalizmin şekillendirdiği, gelenekçi, erkek egemen toplumsal yapı ile kapitalist sistemin emek sömürüsüne dayanan yapısıdır. Örneğin; içinde yaşadığımız ülke Türkiye’nin de bulunduğu Müslüman coğrafyasında kadın sürekli aşağılanmaktadır. Yine feodal toplumdan kapitalist topluma geçilmiş olmasına rağmen, feodal toplum yapısının yüz yıllardır kadını eş, ana, çocuk ve yaşlı bakımını üstlenmiş evin hizmetçisi olarak gören anlayış aşılmış değildir. Bunun nedeni kapitalizmin, evinin geçimi için feodal toplumun kendisine biçtiği rolün dışına çıkıp evinin dışında çalışmak zorunda olan kadın emeği üzerinden muazzam kâr elde etmek istemesidir. Çünkü kırılgan ve eşitsiz koşullarda istidam edilen kadınlar, ataerkil, cinsiyetçi iş bölümünde kendilerine yer edinerek iş hayatında tutunabilmek için daha uzun süre, daha az ücretle çalışmaktadırlar.

Kuşku yok ki, tüm ekonomik ve siyasi krizler ile savaşların ilk mağdurları annelerdir. Bu nedenle, 2021 yılı anneler gününü karşıladığımız bugün, Dünya’yı etkisine almış olan virüs salgınının yol açtığı krizin vurduğu ilk kesim yine kadınlardır. Çünkü kadınlar, görünmeyen emek dediğimiz ev içi emeğin yanı sıra, güvencesiz, esnek ve kayıtdışı çalışma biçimlerinde çalışmaktadırlar. Birçok kadın evlerde gündelikle çalışırken, salgın nedeniyle bu işten yoksun kaldı. Krizlerin yanı sıra, savaşın, şiddetin, doğal afetlerin ilk mağdurları da çocuklar ile onların anneleri kadınlardır.

Tarih boyunca, annelere büyük acılar yaşatan olayların başında savaşlar gelmektedir. Ne yazık ki, ilk çağlardan günümüze, birçoğu kral, imparator, padişah, feodal bey gibi yönetenler tarafından, egolarını tatmin etmek için çıkarılan savaşlar annelere büyük acılar yaşattı, yaşatmaya devam ediyor. Bugün hâlâ ülkeleri yöneten politikacıların, iktidarlarının devamı için, söylem ve eylemleri ile toplumları düşmanlaştırarak çıkardıkları iç ve dış savaşlarda annelerin çocukları ölmeye devam ediyor. Ne yazık ki, Türkiye’nin de içinde bulunduğu coğrafya, gerek bölgede bulunan enerji kaynaklarının üzerinde hakimiyet kurmak isteyen emperyalist merkezlerin planları, gerekse bölge ülkelerini yönetenlerin toplumları etnik ve dini ayrıştırmalarla çatıştırma politikalarından dolayı savaşların eksik olmadığı bir coğrafyadır. Kuşkusuz bu savaşların bir diğer sonucu ise, yol açtığı yıkımlar nedeniyle ailelerin yerlerini terk etmeleri, göçmen durumuna düşmeleri, gelirden yoksun kalmaları, açlık ve sefalete sürüklenmeleridir. Elbette tüm bunlar, en çok çocuklar ile anneleri vurmaktadır.

Bunun yanında, dünya genelinde kadına yönelik şiddet önemli bir sorun olarak varlığını sürdürmektedir. Türkiye kadına yönelik şiddetin tırmanarak sürdüğü ülkelerin başında gelmektedir. Bu yıl 19 Mart’ı 20 Mart’a bağlayan gece, tek imza ile ilk imzacısı olduğu, “Kadına Yönelik Şiddet ile Aile İçi Şiddetin Önlenmesine” ilişkin İstanbul Sözleşmesi’nden çekildi. Bunun anlamı, devletin en önemli görevlerinden olan insandan insana yönelen şiddeti önleyerek, insanın can mal güvenliğini sağlamak ile temel insan hakkı olan insanın yaşama hakkını korumak için, yapması gerekeni yapmayacağını beyan etmesidir. Anne veya değil, kadına yönelik şiddet ve kadın cinayetleri politiktir. İstanbul sözleşmesinden çekilmek, kadını ikinci sınıf insan olarak gören ve onu din ile gelenekçilik kalıplarına hapsetmeyi amaçlayan zihniyetin sonucudur.

Ne yazık ki bu durum, Türkiye’yle sınırlı olmayan din ve gelenekçiliğin hâkim olduğu dünyanın hemen tüm ülkelerinde yüz yıllardır yönetim erkini ellerinde bulunduranların uyguladıkları genel bir politikadır. Çünkü onlar, yaptıkları adaletsizliklere karşı çıkılmasın, gayri insani sistemleri sürsün diye eğitimi hep geri planda tutuyorlar ve kadının cahil kalarak itaat etmesini istiyorlar: Zira iktidar sahipleri,  eğitimli kadının anne olmaya karar verdiğinde çocuklarını da bilinçli yetiştireceğini ve bu çocukların itaatkar olmayacaklarını, bilimi rehber alacaklarını ve bu gayri insanı düzeni alaşağı ederek iktidarlarını bozacaklarını çok iyi biliyorlar.

Devamlılığı, emek ve doğal zenginliklerin sömürüsüne bağlı olan emperyalist kapitalist sistemin yol açtığı eşitsizlik ve gelirin adaletsiz paylaşımından dolayı, içinde bulunduğumuz 21. Yüzyıl’da her yıl yüz binlerce çocuk Afrika ülkelerinde açlıktan ölüyor. Yine dünyanın birçok ülkesinde, eğitimde olması gereken milyonlarca çocuk, çocukluğunu yaşayamadan ve biyolojik gelişmesini tamamlayamadan ilkel koşullarda çalışıyor.

Evet bugün anneler günü. İstisnasız bütün ülkelerin yönetenlerinden bugün, annelere dair çok güzel sözler duyacaksınız. Anneliğin kutsallığından ve annelerin hakkının ödenemeyeceğinden dem vuracaklardır. Kısacası diğer birçok günde olduğu gibi, bugün de hepimiz, yönetenlerin gerçek duygularını yansıtmaktan uzak, samimiyetsiz açıklamalarına şahit olacağız.

Tüm olumsuzluklara rağmen, savaşların son bulduğu, hiçbir çocuğun aç yatmadığı, annelerin çocukları için kaygılanmadığı, üzülmediği ve gözyaşı dökmediği, çocukları ve diğer sevdikleriyle birlikte güzel günlerde mutlu yaşadıkları bir dünyaya ulaşılması ve sadece bugünün değil, 365 günün anneler için bayram tadında yaşanması dileğiyle, tüm annelerin anneler gününü kutluyorum.

Veli Beysülen

Nuri ŞAHİN baskenthaber.org nurisahin0638@gmail.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.