Av. Ali Birdal Kahraman – Dijital Miras Kavramı ve Hukuki Boyutları
Av. Ali Birdal Kahraman – Dijital Miras Kavramı ve Hukuki Boyutları
Merhabalar değerli okurlar, her yazımda olduğu gibi bu yazımda da göstermiş olduğunuz kıymetli geri dönüşler için teşekkür ederim. Gelen talepleriniz doğrultusunda, bu yazımızda son dönemde gerek öğretide gerek uygulamada sıklıkla tartışma konusu hâline gelen “dijital miras” meselesini, hukuki perspektiften ve kişisel değerlendirmelerimiz eşliğinde ele alacağız. Geleneksel miras hukuku, tarihsel süreç içerisinde ağırlıklı olarak taşınır ve taşınmaz mallar ile parasal değerler üzerine inşa edilmiştir. Ancak dijitalleşmenin hız kazandığı günümüzde, bireyin vefatı sonrasında geride bıraktığı malvarlığı artık yalnızca fiziki unsurlarla sınırlı değildir. Günümüzde bir kişinin terekesi; kripto varlıkları, bulut sistemlerinde depolanan verileri, gelir getirici sosyal medya hesaplarını ve hatta dijital platformlardaki kullanıcı profillerini de kapsayabilecek niteliktedir. Bu noktada temel soru şudur: Ölümün hukuki sonuç doğuran bir olgu olduğu kabul edildiğinde, dijital varlıkların akıbeti nasıl belirlenecektir?
Bir hukukçu bakış açısıyla değerlendirildiğinde, dijital miras kavramının merkezinde önemli bir ikilik bulunmaktadır. Zira bu varlıklar bir yandan ekonomik değer taşırken, diğer yandan “özel hayatın gizliliği” ve “kişisel verilerin korunması” gibi sıkı surette kişiye bağlı haklarla doğrudan ilişkilidir. Türk Medeni Kanunu çerçevesinde tereke, miras bırakanın para ile ölçülebilen tüm hak ve borçlarını kapsar. Bu kapsamda dijital varlıkları iki ana kategori altında incelemek mümkündür: Ekonomik Değer Taşıyan Dijital Varlıklar: Kripto varlıklar, alan adları (domain), e-ticaret hesapları ve reklam geliri elde edilen sosyal medya kanalları bu gruba dâhildir. Bu tür varlıkların malvarlığı değeri taşıdığı açık olup, kural olarak terekeye dâhil edilerek mirasçılara intikalinde hukuki bir engel bulunmamaktadır. Manevi Değer Taşıyan Dijital Varlıklar; Kişisel yazışmalar (örneğin e-posta ve mesajlaşma uygulamaları), dijital günlükler ve sosyal medya hesapları ise daha çok kişilik haklarıyla bağlantılıdır. Hukuki tartışmanın yoğunlaştığı alan da burasıdır. Mirasçıların, murisin özel yazışmalarına erişim talep etme hakkı bulunmakta mıdır? Yoksa bu veriler, özel hayatın gizliliği kapsamında ölüm sonrasında da korunmaya devam mı etmelidir? Nitekim yakın zamana kadar dijital hesaplar, “kişiye sıkı sıkıya bağlı haklar” kapsamında değerlendirilmekte ve mirasçılara devri mümkün olmayan unsurlar olarak kabul edilmekteydi. Ancak yargı içtihatlarında bu yaklaşımın değişmeye başladığı görülmektedir. Yüksek yargı kararlarında, dijital ortamda bulunan fotoğraf, video ve benzeri içeriklerin “dijital miras” kapsamında değerlendirilerek terekeye dâhil edilebileceği yönünde görüşler benimsenmiştir. Bu yaklaşımın dayanağı açıktır: Fiziki ortamda saklanan fotoğraf ve mektupların mirasçılara intikal etmesi nasıl olağan ise, aynı içeriklerin dijital ortamda bulunması da hukuki niteliklerini değiştirmemelidir. Zira teknoloji, hakkın özünü değil, yalnızca tezahür biçimini değiştirmektedir.
Bununla birlikte uygulamada en büyük sorunlardan biri, uluslararası teknoloji şirketlerinin kullanıcı sözleşmelerinden kaynaklanmaktadır. Apple, Meta ve Google gibi şirketler, çoğunlukla hesapların devredilemez olduğunu öngören sözleşme hükümlerine dayanarak mirasçıların erişim taleplerini reddedebilmektedir. Mirasçılar, veraset ilamı ibraz etseler dahi bu taleplerin karşılıksız kaldığı durumlar söz konusudur. Bu noktada esas alınması gereken, Türk hukukunun emredici hükümleri ve kamu düzenidir. Yabancı menşeli şirket sözleşmelerinin, Türk Medeni Kanunu’nun öngördüğü miras rejimini bertaraf edecek şekilde yorumlanması hukuken isabetli değildir. Ekonomik veya manevi değer taşıyan dijital verilerin, kural olarak terekeye dâhil edilmesi ve mirasçılara intikali gerektiği kabul edilmelidir. Öte yandan, dijital mirasa ilişkin açık ve kapsamlı bir yasal düzenlemenin henüz bulunmaması, uygulamada belirsizliklere ve hak kayıplarına yol açabilmektedir. Bu nedenle bireylerin sağlığında “dijital vasiyet” niteliğinde tasarruflarda bulunması büyük önem arz etmektedir. Hesap erişim bilgilerinin güvenli şekilde belirlenmesi ve platformların sunduğu “hesap varisi” (legacy contact) gibi mekanizmaların kullanılması, ileride doğabilecek uyuşmazlıkların önüne geçilmesine katkı sağlayacaktır.
Sonuç olarak; hukuk, toplumsal ve teknolojik gelişmeleri çoğu zaman geriden takip etmektedir. Ancak hukukçuların görevi, bu dönüşümü doğru okuyarak dijital dünyada da mülkiyet hakkı ile kişilik hakları arasındaki dengeyi sağlamaktır. Zira mülkiyet hakkı, yalnızca somut varlıklar üzerinde değil, dijital ortamda varlık gösteren unsurlar üzerinde de geçerliliğini sürdürmektedir.
“Adalet, kutup yıldızı gibi yerinde durur; geri kalan her şey onun etrafında döner.” — Konfüçyüs
Herkese sağlıklı günler dilerim.
Av. Ali Birdal Kahraman
