Sevim Kılıç – Göçen Beyinler

GÖÇEN BEYİNLER
Hooke yasası der ki, “Bir yayı belirli bir mesafeye kadar uzatmak veya sıkıştırmak için gereken kuvvet bu mesafeyle doğru orantılıdır. Yayın sertliği sabit bir faktör özelliğidir. Esneklik özelliği, bir yayı iki kat daha uzun germek için iki kat daha fazla kuvvet gerektiğini belirtir. Gerilme üzerindeki yer değiştirmenin doğrusal bağımlılığıdır.”
İşte biz insanların beyni de tıpkı bu Hooke Yasası’nda bahsedilen yaylar gibidir. Her beyin kendi gelişim sınırına kadar esner. Eşit şartlarda eş değer olmayan yaylara uygulanan kuvvet sonuçları ile eşdeğer olmayan IQ ya sahip insanlara sağlanan eşit imkanlar, eğitim ve öğretimin sonuçları da benzerdir.
İnsanın beyin gelişiminin en önemli dönemi 0-6 yaş aralığı kabul edilse de bana göre anne rahminde filizlendiği dönemini de içine alır. Bu aralıkta hele hele 3 yaşa kadar beyin gelişimi inanılmaz hızlı dallanır, budaklanır. 6 yaş sonrasında ise yavaş yavaş budanmalar artar. Kullanılmayan nöronların ölümüdür budanma. Beyin kendi kendini yönetebilen bir organdır ve o da gereksiz alan kaplanmasını istemez. Bu yaşa kadar şanslı olup normal kabul edilenin üstünde gelişen beyin devamında da kendisine uygun şartlar yerine eşit şartlar, uygun ortam yerine eşit ortam, eşit eğitim öğretime maruz kalırsa eşitlendikleri ile aynı esneme haline çekilecektir. Tıpkı eşdeğer özelliklere sahip olmayan 3 ayrı yaya eşit kuvvet uygulayarak hepsinin tam kapasite ile gerilmesini beklemek gibi. Hiçbir beyin yayı bir başkasıyla eş değer değildir.
Yıllardır eğitime Ülkemizde tam da bu sistem etrafında şekiller verilmekte. Uzun yay ve kısa yayı orta olanda buluşturma, azı çoğa çoğu aza yetiştirme gayreti, belki de tek tek uğraşmak yerine kolay olana kaçmaktandır.
Geçen gün ülkelerle ilgili bir IQ araştırma sonucu ile karşılaştım. Forbes’in 2022 araştırmalarına göre Türkiye’nin IQ ortalaması 86,8 olarak bulunmuş ve dünya ülkeleri arasında 77. Sırada yer almış. Bilimsel çalışmalara göre IQ düzeyi 76-90 arası olanlar düşük zekalı olarak belirlenmiş. Bu durumda ülkemin geneli düşük zekalı sonucu çıkıyor karşımıza. Uzmanların birçoğu zekanın genetik oluşu üzerinde hemfikir olsa da doğuştan getirilen özelliklerin çevresel etkilerle gebelikten, bebekliğe ve çocukluk döneminden, gençliğe büyük değişimler yaşadığı da su götürmez gerçek. Şimdi iki elimizle kafamızı avuçlayıp düşünme vakti. IQ doğuştan gelen bir durum fakat işte tıpkı lastik çalışmasında olduğu gibi zekâ ve yeteneklerde kullanıldığı kadar işlev kazanır. Bizdeki yayların boyu hep kısa mı? Bu durumun nedeni genetik zekâ mı yoksa bizde ki verilen o hediye çocukların değerini yeterince bilmemek, farkındalığı geliştirmemiş olmak mı?
Örneğin okul öncesinde kendi kendine okumayı kazanmış çocuğu, henüz harfleri tanımayan çocuklarla oturtup diğerleri de okuyuncaya dek onu bekletme, hazır gelen çocuk için hızlı anlamanın, öğrenmenin cezasıdır. O zaten biliyor diye diğerlerine daha fazla söz hakkı verme o çocuğa verilen bilmesinin cezasıdır. Henüz küçük yaşta öğrenmiştir bilgeliğin cezalandırıldığını. Her konuda fikri oluşunun cezasıdır geveze ilan edilme ve alay konusu edilir anlaşılmaz bazen hayal dünyası. Fikirlerini paylaşmamayı, susması gerektiğini öğretir ona sistem. Bir yanda zekasını şaşkınlıkla karşılayanlarla, bu durumdan rahatsız olanlar arasında kalmasıdır öz güven kırgınlığı. Aniden yöneltilen sorularda ne yapacağını bilemeyişi ile yaşadığı beyin karmaşasının nedenidir kabul görmeme kaygısı. Her şeyin en iyisini bilme, yapma beklentisidir mükemmeliyetçiliği. Beyin doyumunu gerçekleştirememesidir bazı ortamlarda hareketlenmesi, dikkatini vermemesi. Ama normallerden değil tabi kaderidir birçoğunun, yeni moda olan ‘’Eyvah, bu çocukta hiperaktif, dikkat dağınıklığı var vs.” etiketi ile psikiyatrilerde gezdirilmesi. Duyulmadığı düşüncesidir sesini yükseltmesi. Ve anlaşılamama, biyolojisine uygun olmayan ortam, kaygı gibi durumların sonucudur; yaşadığı stres ile bir takım davranış bozuklukları geliştirmesi. Sonuçta elimizde kalan sistem içinde eriyen işe yaramaz beyinler. IQ düşüklüğü genetiğimizden mi, yoksa normal olarak kabul gören genelimiz için hazırlanmış sistemi onlara dayatan bizlerden mi?
Tüm bu zorbalıkların üstüne bir de sen şusun, sen busun yetmedi düşüncen benden değil zorbalığı yaparak herkesi aynı düşünce kalıbına sokma çabamız yok mu… Farklı olana bırakın saygı duymayı, yaşama şansı vermiyoruz.
Sürekli yurt dışına giden beyin göçünden yakınır dururuz ama içerde göçen beyinler kimsenin umurunda değildir. Ülkelerin IQ sıralamasında Türkiye ortalama zekanın altında kalmış. Çok gerilemedeymiş. Bu sonuçlar karşısında bile oturup o testi kim yapmış, hangi verilere göre yapmış ‘dost mu düşman mıymış’ derdine düşüyor fakat asıl dertle dertlenmiyoruz. Halbuki bu sonuçlarda bizim rolümüz ne, neden böyle diye bir pencere açıp bu nedenlerin üzerine düşünmeliyiz. Bilmeliyiz ki ön tekerlek nereye giderse arka tekerleklerde onu takip eder. Öyleyse arka tekerleklerimizin gideceği yönü belirlerken bahanelere sığınmak, yakınmak yerine üzerimize düşeni yapmayı seçelim. Zira zekâ dedikleri şey bir ağaç köküdür. Uygun İklimini bulup ne kadar doğru beslenirse o kadar dallanır budaklanır. Uygun olmayan ortamlarda ise yaşamak için budar kendini. Bunlardır işte bizden göçen beyinler.

Sevim KILIÇ
15.07.2023










