Dolar 44,8647
Euro 52,7658
Altın 6.792,12
BİST 14.375,40
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 14°C
Parçalı Bulutlu
Ankara
14°C
Parçalı Bulutlu
Sal 17°C
Çar 16°C
Per 8°C
Cum 12°C

Kurban Psikolojisi

Kurban Psikolojisi
11 Kasım 2021 20:25

*Neden bunlar hep benim başıma geliyor? *Kimse beni anlamıyor. *Bu işi de alamayacağım. *Görürsün bak bu da beni aldatacak.

*O öyle yapmasaydı ben de böyle yapmazdım. Vb cümleleri sürekli duyduğumuz savunma mekanizmasıdır diyebiliriz.
Hayat içerisinde, hepimiz zaman zaman kısa süreli olarak mağdur hissedebiliriz ama eğer bu his, uzun süreli ve kronikleşmiş bir durumsa buna kurban psikolojisi denir.
Kurban psikolojisindeki bir kişiyi nasıl tanırız?
Kişi aslında yaşadıklarında kendi sorumluluğunu almayıp, başkaları, olaylar tarafından hayatının yönlendirildiğini hisseder. Suçluluk duyguları vardır. Sürekli kendini ya da başkalarını suçlar. Her zaman şikayet halindedir. Sürekli yaptığı hatalara odaklanmak, enerjisini tüketir. İşte bunların görüldüğü durumlarda kurban psikolojisi savunma mekanizması olarak karşımıza çıkar.
Temelde özgüvensizlik, değersizlik, yetersizlik gibi hislere kişi öyle saplanıp kalır, bunları öyle içselleştirir ki yaşamındaki olaylarda sorumluluk almak, seçimleri kendi yapabileceğini fark etmek yerine sanki başka bir güce teslim olmuş gibidir. İşler yolunda gitmediği taktirde de kolayca mağdur rolüne girip, sorumluluktan kurtulabiliyor, kendini sürekli birilerine anlatıp acındırabilir ki bu bir süre ona ikincil kazanç dediğimiz kazançları sağlayabiliyor.
Tüm bunlara rağmen kişi aslında içten içe tüm sorumluluğun kendisine ait olduğunun da farkındadır. Bunun için de sürekli kendini suçlar.
Eğer siz sürekli başkalarını suçlarsanız, bir süre sonra enerji yasaları gereği benzerinizi kendinize çektiğinizden sizi suçlayacak kişi ve deneyimleri kendinize çekersiniz. Örneğin iyi bir anne olduğunuzu düşünmüyorsunuz diyelim. Siz etrafınızı, parasızlığı suçluyor ya da vakit yokluğundan şikayet edip duruyorsunuz. Bir süre sonra işler öyle bir hale gelir ki eşiniz, aileniz, etrafınızdakiler hatta bazen çocuklarınız bile sizi bununla suçlamaya başlarlar. Burada siz rezonans kanunlarını çalıştırmış, kalbinizle bir yayın yapmışsınızdır. Ve o yayının titreşimindeki olayları, kişileri durumları kendinize çekmişsinizdir aslında.
Kişi sürekli aynı problemleri gündeme getirdiği, sürekli bir şikayet halinde olduğu için çevresindekiler ondan uzaklaşmaya başlayabilir. Bu durumda genellikle kendileri gibi olan kişilerle ya da onların bu mağdur rolüne “ah ah vah vah” diyecek bu rolü pekiştirecek kişilerle iletişimlerini devam ettirebilirler.
İnsanlar kurban psikolojisi hissiyle doğmuyorlar. Bu his daha sonraki yaşantılarla ediniliyor. Çocuk doğduktan sonra ailesi ya da bakım verenler ve çevresinin davranışlarıyla şekilleniyor bazı şeyler.
Peki, kurban psikolojisi nasıl meydana gelir?
1)Etrafındakileri gözlem ve taklit: Bir çocuğun sürekli etraftakileri suçlayarak söylenen bir ebeveyn ile büyüdüğünü hayal edelim, en ufak bir zorlukta şikayet edildiğini, sürekli bir şeyler için başkalarının, kaderin ya da hayatın suçlandığını duyduğunu. Bu çocuğun ileride yetişkin olduğunda aynı ebeveyni gibi kendisini kurban rolüne hapsetmesi pek şaşırtıcı olmaz. Çünkü görerek öğrendiği bu olmuştur. Örneğin, başını masaya çarptığında masa dövülüyor. Kötü masa sen niye benim çocuğuma çarptın” deniyor.
2)Yetersizlik hissi: Bir diğer muhtemel sebep ise çocuğun çevresi tarafından güçlü ve yeterli olmadığının hissettirilmiş olmasıdır. Zaman içinde çocuk da kendi yetersizliğine ikna olur ve hayatta seçimler yapamayan, seçimleri başkasına bırakan ve dolayısıyla da başkalarının seçimlerinin sonuçlarını yaşadığı için mağdur hisseden bir yetişkine dönüşür. Hata yapma korkusu öylesine yoğundur ki harekete geçemez, seçim yapıp sorumluluk almaktan daima kaçar. Hep birilerinin gelip olayları onun adına düzeltmesini ve onu kurtarmasını bekler.
KURBAN PSİKOLOJİSİNDEN KURTULMAK:
Kurban psikolojisinden kurtulmanın ilk adımı farkındalıktır. Kişi yaşamına baktığında demin bahsettiğimiz gibi yolunda gitmeyen hayatını, işlerini, maddi durumunu, insan ilişkilerini görebilir. Kendisinin sürekli birilerini tüm bu olanlardan dolayı suçladığını görebilir. Biraz derin düşününce, sürekli başarısız olduğunu, yetersiz-değersiz olduğunu ve farkında olmadan güzel şeylere layık olmadığını düşündüğünü fark edebilir.
Bir diğer adım seçimlerinin kendisine ait olduğunun anlaşılmasıdır. Şu anki durumu kişinin kendi seçimidir. Sorumluluğunu kabul etmelidir. Sorumluluğu üstlenmezseniz kurban psikolojisinde kalmaya devam edersiniz.
Böyle bir durumda bana şunu söyleyebilirsiniz: “biz isteyerek mi mutsuz oluyoruz, kurban olmayı biz mi seçiyoruz, hayatımızda neredeyse her şeyin kötü gitmesini biz mi istiyoruz” bu noktada anlamamız gereken şudur: Bütün bu seçimleri bilinçli zihninizle yapmıyor olduğunuz bir gerçek. Bunlar bilinçaltı seçimler. Bilinçaltımız %95 oranında ve hatta bazen daha yüksek oranlarda kararlarımızı etkiliyor. Bu demek oluyor ki bilinçli zihnimizle aldığımız kararlar % 5 gibi bir orana sahip. Yani farkındalık oranınız yaklaşık %5. İnsanlar otomatik davranışlara yatkın. Neyi neden yaptığını çoğu zaman bilmiyor, bir karar alıyor ama uygulama zamanı gelince uygulayamıyor ya da uyguluyor ama hemen sonrasında “neden böyle yaptım” diye kendini yiyip bitiriyor pişmanlıklar içinde. Hayatınızda daha önce bize atılmış bazı çekirdek inançların, çizdiği sınırlarla bakıyoruz dünyaya. Kendimize şunu sorabiliriz bu noktada: bunu ben mi istiyorum? Benim seçimim bu mu?
Şimdi okuyucularımızdan ricam kendi düşüncelerini, zihinlerini buna iç ses de diyebiliriz biraz izlemeleri. Bir olay olduğunda zihinlerinde hangi düşünceler oluşuyor? Ama bunu yaparken o düşüncenin gökyüzündeki bulutlar gibi akıp geçtiğini izlesinler. Bir düşünceyle savaşmak da onu bastırmaya çalışmak da ona enerji/güç verir. Dolayısıyla sadece izleyici olarak kalsınlar. Bu düşünceler kendilerinde hangi duyguyu yaratıyor fark etsinler. Düşünceyi, duyguyu gözlemleyen kim? İşte siz o bilinçsiniz, o farkındalıksınız. Ancak bir noktada bilincin yerine zihnimiz geçmiş. Bizi o yönlendiriyor. Zihin bize bir hizmetkar olarak verilmişken biz ona hizmetkar olmuşuz.
Mevlana der ki : İnsan aslında çok değerli bir atlas kumaş iken kendini hırkaya yama yaptı.
Sanırım bu söz kurban psikolojisi içerisindeki insanları özellikle kapsıyor ve inanın bunu yaşayan kişilerin sayısı son dönem çok fazla.
Yapılan bilimsel çalışmalarla öğrendik ki kalbin elektromanyetik alanı beynin elektromanyetik alanından 5000 kat daha fazla. Bu demek oluyor ki bir duyguyla birlikte yaydığımız titreşim çok güçlü. Eğer düşük titreşimli duygulardaysak onlara ait titreşime sahip olay ve kişileri kendimize çekiyoruz. Buna benzer benzeri çeker ilkesi diyoruz. Yani siz eğer kendinizi sürekli suçlu hissediyorsanız hayat size bunu göstermek ve düzeltmenizi sağlamak adına size kendinizi suçlu hissettirecek kişi ve olayları gönderiyor. Aynı şey diğer duygular için de geçerli.
Bir diğer nokta da, an’da kalmak da önem kazanıyor. Çünkü şimdiyi yaratan geçmişteki an’lardı. Geleceğinizi yaratacak olan da tam olarak şimdiki an. Anda kaldıkça yani, yaşadıklarımıza, gördüklerimize, hissettiklerimize, duyduklarınıza herhangi bir anlam yüklemeden yaşamayı becerebildiğimizde daha huzur içinde olmak mümkün hale geliyor. Huzur içinde olmak beraberinde mutluluğu getiriyor. Püf noktası yine zihinden geçenlere tutunmamakta saklı.  Evet bunu yapmak kolay değil. Sabah kalkıyorsunuz ilk başta an’da oluyorsunuz. Ama bir bakıyorsunuz akşam olmuş ve siz o arada an’da kalamamışsınız. Her şey otomatik olarak yapılmış. Zihin devrede ancak bilinçli zihinle yapılmamış yapılması gerekenler.
Siz şu an geçmişte değilsiniz, hala oradaki sizi üzen, öfkelendiren, pişmanlık hissetmenize neden olan olayın içinde değilsiniz. Ayrıca gelecekte de değilsiniz. Ancak geleceğinizin nasıl olacağını seçmek elinizde yani buna şu an başlayın, şu anın önemini fark edin. Hiçbir şey için geç değil.
Tüm bunlar yanında profesyonel almak da onun kurban psikolojisinden daha kolay ve hızlı çıkmasını sağlayacaktır.
Psikiyatrik tanı almış kişilerle çalışması gerekenler pskiyatrist ve psikologlardır.
Bunun dışında nefes çalışmaları yapabilirler. Nefesteki limitler zihindeki limitler gibidir. Nefes 3 seviyede işler: – fiziksel -zihinsel ve duygusal – ruhsal olarak etkileri vardır.
Hipnoterapi yapılabilir. Kişideki kök inançları anlamak, duyguları bulmak, travmayı yerinde çözmek, affetmekle ilgili seanslarda kullanılır.

Son Sözü Başkent Söyler baskenthaber.org baskenthaber.org@gmail.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.