Dolar 45,9016
Euro 53,3928
Altın 6.569,97
BİST 13.662,75
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 24°C
Az Bulutlu
Ankara
24°C
Az Bulutlu
Per 23°C
Cum 19°C
Cts 18°C
Paz 22°C

İNGİLTERE’ DE BAŞBAKANLIK SEÇİMİ AREFESİNDE İŞÇİ VE EMEK KRİZİ!

İNGİLTERE’ DE BAŞBAKANLIK SEÇİMİ AREFESİNDE İŞÇİ VE EMEK KRİZİ!
18 Ağustos 2022 17:27

İngiltere’de başbakan kim olacak?

Tartışmalarında Dışişleri Bakanı Liz Truss yarışı önde götürürken işçilere daha fazla efor sarfetmesi gerektiğini söyleyerek tepki çekti. İngiliz işçi sınıfından ve İşçi Partisi’nin Çalışma ve Emeklilik Sözcüsü Jonathan Ashworth, Truss’ı eleştirerek, “Ülkenin dört yanında işçiler, başlarını sokacak bir yer bulmak, masaya yemek koymak ve ailelerine bakmak için saatlerce çalışıyorlar” dedi.

Küresel kriz ve göçle birlikte enflasyonu aşmaya çalışan Batı, önümüzdeki dönemde İngiltere’ yi ve emek sömürüsünü konuşacağa benziyor; üstelik 44 yıl sonra türevi Margreth Thatcher’ın yöntemlerini kullanacak gibi duruyor.

1930’ların Büyük Bunalım’ından beri,Merkez kapitalist ülkelerdeki düşük büyüme hızı,yükselen işsizlik, eksik istihdam oranları ve düşük kapasite kullanımıyla karakterize edilen kalıcı durgunluk hiç bu kadar belirgin olmamıştı… Bu da ”Büyük eşitsizliği ve düşük ücretle çalışmak zorunda bırakılan insan yığınlarını oluşturmakta” diyen Thomas Piketty, Karl Marx’tan 150 yıl sonra yazdığı Kapital adlı eseriyle,küreselleşmeyle vasıflı emeğin ücretinin artmasıyla eşitsizliğin azalacağı mitini de yıkmış oldu!
Marx gibi radikal bir çözüm -İşçi Devrimi- önermeyip bir çeşit sosyal demokrasiyi savunuyor olsa da; bugün Avrupa’nın en büyük sorununu yine Marx gibi emek-sermaye çelişkisi olarak görüyor…
İşsizlik, kriz, kapitalizm, eşitsizlik ve esnek güvenceli işler gibi ekonomik alt başlıklar defalarca film ve belgesellere konu oldu;ancak bu konuları Ken Loach kadar bir ekonomist edası ve didaktik niteliği ile filme aktaran yönetmen neredeyse yok diyebilirim…

Yeni liberalizmin karşısına böylesine dikilip,Avrupa’nın göbeğinde bağımsız sinema yoluyla kapitalizmin bir insanın hayatında geldiği en aşağılayıcı noktayı böylesine çırılçıplak anlatmak büyük iş…
marx ve piketty’nin teorilerini film yapan Loach, loser’ların dünyasını sahici ve basit mekanlarla, oyunculuklarla ve günlük konuşma diliyle destekleyerek bu soruna mercek tutuyor…

Bugün, yarattığı olağanüstü emek sömürüsü üzerine filmlerini tekrar irdeleme zamanı.
İşçi haklarınının yönetmeninin Altın Palmiye, Cannes, BAFTA gibi ödüllerle taçlandığını biliyoruz; Loach tam 83 yaşında, şaşırtıcı olan da bu… 4 yıl evvel ” I Daniel Blake” ile yine bir kapitalizm eleştirisi yapmış,yaşına rağmen enerjisi şaşırtmıştı..Daniel Blake; Thatcher döneminde gerçekleşen özelleştirmelerin sonucu bozulan sosyal hizmetlerin kıyıcı eleştisini filme aktararak 2. Altın Palmiye’yi de kapmıştı… Onun için amaç film çekip sanat yapmanın çok ötesinde; çünkü yarattığı farkındalık ile mecliste bile tartışılan bir yönetmen olmayı başardı!
”Üzgünüz,size ulaşamadık” filminin gösteriminden sonrayapılan basın toplantısında da lafını sözünü esirgemedi; en yaşlı yönetmen, en devrimci fikirlerle yine herkesi büyüledi…

BİR KARGO ELEMANININ MARATONCU VE KÖLEYE DÖNÜŞEN HİKAYESİ

Bugün İngiltere’de çalışan nüfüsun 1/6’sına tekabül eden 4.7 milyon insan, kısa süreli ve esnek diye tabir edilen güvencesiz işlerde çalışıyor… Az evvel Thomas Piketty’nin sözleriyle girizgah yaptığım durumu canlı betimleyen bu istatistik, özellikle 2008 krizinden sonra Kıta Avrupa’sında ciddi anlamda yaşanmaya başladı…

Marx küreselleşen Dünya ile tanışamadan hayata veda etti belki ama, fabrika sisteminin gelişmesi ile ücretli emeği disiplin altına alan yönetime ve vasıfsız işçi yaratılması anlamına gelen ”fordist üretime,işçi haklarının gaspı olarak nitelediği bu duruma karşı çıktı..kıyasıya eleştirdi.. 21 yy.’da ise fordist üretimin yarattığı,”vasıfsız sözleşmeli ve ne iş olsa yaparım” şeklinde bir çalışan modeli yaratıldı..
Londra’nın emekçi mahallelerinden birinde 2 çocuğu ve eşi yaşam savaşı veren Rick’in hayatına bakıyoruz bu kez… Tesadüfen tanıştığı bir iş sistemi ile içinde bulunduğu darboğazı aşmaya çalışan genç adam,ailesini rahat yaşatmak,bir ev ve iş sahibi olmak için çırpınmaktadır.. Bir kargo firması ona bu imkanı verecek gibi gözükmektedir…

Umutlar filizlenir; kendi işinin patronu olacaktır… Gerçek öyle midir?
İngiltere’de özellikle 2008 yılı itibariyle yaygınlaşan ”sözleşmeli çalışma” yani işçinin haklarını tamamen yok sayan bir çeşit köleleştirme sistemi!… İşçi belli bir işverenle ”çalışabilir” durumda olduğunu kanıtlayarak; ”kendin için” ve takım ruhunu yakalayarak (!) ve de ”maaş değil ücret” sloganlarıyla işe alınıyor,, Ric’in bu kargo işini yapabilmesi için arabası olmalıdır..Karısının arabasını satar;oysa Abby’nin de bakmakla yükümlü olduğu yaşlı hastaları vardır ve arabasız çalışmak zorunda kalır..Rick kendi minibüsü ile,merkezden sürekli kontrol edilerek,belli bir kotayı doldurma zorunluluğu ile işe başlar… Başta çok cazip görünen bu iş daha sonra başına bela olmaya başlar… Saniyesi saniyesine teslim edilmek zorunda olan kargolarda gecikme,park yeri sorunu,evde bulunmayan alıcılar, bulunamayan adresler gibi küçük görünen sorunlar ücretten kesilmektedir! ve günde 14 saati aşan bir çalışma süresi de dahildir… Abby ve Rick günün 4’te 3’ünü Londra’nın bir ucundan bir ucuna iş için arşınlamakta,evdeki ergen oğullarına ve yeni yetişmekte olan kızlarına vakit ayırmakta zorlanmaktadırlar… Birbirleri ile iletişim kurmaya zaman bulamayan çift eve gelir gelmez yorgun düşmektedir haliyle..İş yerinde Paydos diye bir kavram da yoktur… İş ne zaman biterse…
Sorunlar başlayınca izin almak veya işverenden,avans istemek gibi kişisel haklarından da mahrum olduğunu görür…Hak yoktur…

Yerine çalışacak adam ise hemen hazırdır!.. Hayatları geçirdiği bir kaza ile de altüst olur..Yeniden toparlanmanın,aile olmanın ve parasal sorunları aşmanın yeni bir yolu var mıdır? Finale doğru gittikçe sertleşen film; 19 yy’dan bu yana işçi hakları konusunda tüm dünyanın sınıfta kaldığını gösterdi bize…
Marx’dan önce Piketty’den sonra..
İyi seyirler!

Özlem KALKAN

ETİKETLER:
Nuri ŞAHİN baskenthaber.org nurisahin0638@gmail.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.