İlhan İrem’e Vedam…

Bu sabah mevsim Sonbahar.. Terennüm edesim yok. Notalara, hatta kuşlara bile yasak koydum melodisiz ötmeleri için… Bir ustaya, müziğin Don Kişot’una saygı istedim!

Gönlüyle savaştı İlhan İrem…
Bu yüzyılın ve gençliğin genç werther’i kesinlikle İlhan İrem’di
Magazin basınına malzeme olurken göremeyeceğimiz ender sanatçılardan biri olması ve inzivaya çekilip artık başka bir boyutta yaşaması onu hep gizemli yaptı.
Biz ondan yeni parçalar beklerken ölüm haberi ile yıkıldık! Uzun zamandır diyalize bağlı yaşadığını biliyordum; ama dün akşam saatlerinde de durumunun ağırlaştığını duyunca, son iki yılın laneti ve yaprak dökümünü hatırlayarak ”tamam artık” dedim…
Zaman zaman hüzün akan sesini ve o sonbahar misali ayrılık şarkılarını dinlemeyi sevdiğimiz, dinginlik veren müziğinin ve yaşadığımız toplumsal kaosa tezat duruşunun artık iyi bilindiği bu özel adam; hep kendini perdeleyerek yaşamayı seçmiş, kendisini star statüsünde görmeyen sıra dışı biri olarak tanınmıştı…
TİP’in eski lideri ve avukat Mehmet Ali Aybar’ın kızı Güllü Aybar ile yaşadığı fırtınalı bir aşkın ardından gelen iç serzenişlerini anlattığı şarkı sözleri, müzikseverlerin belleğinde hep taze kaldı… “içtenliksiz, soluk, günü yaşayan ve anlamsız kalabalıklar olduğuna karar verdiği insanlardan” kaçtı.. Kendi içine, iç uzaylarına derin yolculuklar yapmayı” öğrendiğini söylerken, popüler kültüre karşı pasif bir direniş ve fiziki yok oluş yaşadı…
Başımdaki kavak yelim, yarim, yarenim ve tüm gençliğim güle güle.. Güle güle dervişim, filozofum…
Sensziliğin acısını sen nereden bileceksin; sen hiç sensiz kalmadın ki…
A. ÖZLEM KALKAN
Köşe Yazarı – Sosyolog – Tiyatro Oyuncusu










