TÜRKİYE İŞÇİ SINIFININ TESLİM ALINAMAYAN KALESİ DİSK 55 YAŞINDA!

Bugün 13 Şubat. Türkiye işçi sınıfı ile ezilen halklar için mücadele eden TÜRKİYE DEVRİMCİ İŞÇİ SENDİKALARI KONFEDERASYONUNUN (DİSK 55. kuruluş yıl dönümü. Evet, DİSK bundan tam 55 yıl önce, 13 Şubat 1967 tarihinde kuruldu. Kurulduğu günden bugüne, önüne engeller çıkarılsa da 12 Eylül faşizmi, faaliyetini durdurup yöneticilerini idamla yargılasa da mücadelede asla geri adım atmadı ve işçi sınıfı ile emekçi halkın umudu olmayı sürdürdü. DİSK’in kuruluşunun önemini kavramak için, kuruluşu öncesi Türkiye sendikal hareketinin içinde bulunduğu durumu bilmekte yarar var diye düşünüyorum.
Türkiye’de sendikaların kuruluşu 1950’li yılardır. Ancak ilk kuruluşta sendikalara toplu sözleşme ve grev hakları tanınmamıştı. Yani sendikalar tabela örgütü olmanın ötesine geçememişlerdi. Bu duruma son verilmesi ve sendikaların 1961 anayasası ile tanınmış olan toplu sözleşme ve grev haklarını kullanmalarını sağlayacak kanuni düzenlemenin yapılması için, işçiler harekete geçtiler ve ilk kıvılcım, Sarıyer’de kurulu Kavel Kablo Fabrikası’nda çalışan işçiler tarafından çakıldı. 28 Ocak 1963 tarihinde direnişe geçen, fabrika işçileri, işveren ile devletin baskı ve saldırılarına kararlı bir şekilde direndiler. Bu kararlılık sonuç verdi ve aynı yıl içinde 274 sayılı sendikalar ile 275 sayılı Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt kanunları TBMM’de kabul edilerek yürürlüğe girdi. Bu yasaların yürürlüğe girmesiyle sendikalaşma hız kazandı. Çalışma koşullarının düzeltilmesi talebiyle grev ve direnişler arttı.
31 Ocak 1966’da, yaklaşık 2500 cam işçisi taleplerini kabul ettirmek ve toplu sözleşme imzalamak için greve başladı. “İş Hayatında Köleliğe Paydos” ve “Emeğimizi Savunmak Kutsal Vazifemizdir” diyen Paşabahçe işçilerinin bu grevi, işçi sınıfı mücadelesine ivme kazandırdı. Grev sürecinde, Kristal-İş sendikası ile Türk-İş yönetimi arasında yaşanan tartışmalar, sendikacılık tarihinde alttan alta devam etmekte olan anlayış farkını ve bunun sonucu olan kaçınılmaz ayrışmayı da su yüzüne çıkardı. Zira Türk-İş yönetiminin, grev sürecinde yeterli desteği vermemesi ve grevin bitirilmesi için işçiler ile sendika üzerinde baskı kurması tavrına karşı çıkan sendikalar, bir araya gelerek Paşabahçe Grevini Destekleme Komitesi kurdular. Bu komite daha sonra Sendikalar arası dayanışma (SADA) ismini alarak çalışmalarına devam etti. Bu sendikalardan Maden-iş ile Lastik-İş daha sonra Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK kuruluşunun başını çekeceklerdi.
Görüldüğü gibi, Paşabahçe grevi sadece bir grev olmakla sınırlı kalmadı. Sendikal mücadele anlayışını sermaye ile uzlaşma üzerine oturtmuş olan Türk-İş’le yol yürünmeyeceğini gören sendikaların, işçi sınıfı mücadelesinin sermaye ve devletten bağımsız, sınıfın çıkarları doğrultusunda yapılması için yeni bir konfederasyon kurulması gerektiği gerçeğini görmelerini ve harekete geçmelerini sağladı.
Bu gerçeği gören ve harekete geçen sendikalardan Maden-İş, Lastik-İş ve Basın-İş sendikaları, 12 Şubat 1967 tarihinde, kongrelerini olağanüstü toplayarak Türk-İş’ten ayrılma ve konfederasyonlaşma kararı aldılar. 13 Şubat 1967 tarihinde ise Bağımsız Gıda-İş ile merkezi Zonguldak’ta bulunan Türk Maden-İş’in de katılımları ile Türkiye Devrimci İşçi Sendikaları Konfederasyonu DİSK’i kurdular.
DİSK’in hızla örgütlenmesi ve mücadeleyi yükseltmesi, sermayenin ve zamanının hükümetinin uykularını kaçırıyordu. Bu nedenle, DİSK’i durdurmak ve sendikal alandan tasfiye etmek için yollar aranmaya başlandı.
Bu amaçla 12 Haziran 1970 tarihinde, sendikal özgürlükleri tırpanlayan, serbest örgütlenme ve toplu pazarlık haklarını ortadan kaldıran, sendikalar kanununda değişiklik yapılmasına dair tasarı Millet Meclisi’nde görüşülerek kabul edildi. Yeni düzenleme ile sendikalaşma ve toplu sözleşme yapmanın önüne ciddi engeller getirilmekteydi. Kanunun amacı, DİSK ve bağlı sendikalar ile bağımsız sendikaları, sendikal alandan tasfiye etmekti. Daha açık bir ifade ile yapılan kanun düzenlemesinin amacı, devlet eliyle, her işkolunda tek sendika ve bunların bağlı oldukları tek konfederasyon bırakmaktı. Böylece sistem sendikal alanı kontrol altına alacak ve işçi sınıfının kendi öz örgütlerinde örgütlenmesinin önüne geçecekti.
İşte bu nedenle, Türkiye çapında onbinlerce işçi, DİSK’in çağrısıyla 15 – 16 Haziran 1970 tarihlerinde fabrikaları boşalttı ve sokağa çıktı. İki günlük direnişi durduramayan hükümet, çareyi sıkıyönetim ilan etmekte buldu. 3 ay süren sıkıyönetim sürecinde, Cumhurbaşkanınca onaylanan 274 sayılı kanundaki değişiklere dair kanunun iptali için TİP ile CHP Anayasa Mahkemesine başvurdular. Başvuruyu inceleyen mahkeme, değişikliklerin önemli bir bölümünü iptal etti. Bunun üzerine, 275 sayılı kanunda değişiklik öngören tasarı meclise bile sevk edilemedi.
Böylece DİSK yoluna devam etti ve 12 Eylül 1980 faşist darbesine kadar, 1970-1980 yılları arasında yaptığı toplu sözleşmelerle, sermaye ve hükümet politikalarına karşı ciddi bir mücadele verdi. Başta MESS grevleri olmak üzere, sayısız grev ve direnişler ile 1 Mayıs İşçi Sınıfının Uluslararası Birlik Mücadele Dayanışma Günü’nün ülkemizde kutlanması gibi eylemlerle gündeme oturan DİSK, Türkiye işçi sınıfının umudu oldu. DİSK bu dönemde, sadece işçilerin haklarını savunmak için verdiği mücadelelerle sınırlı kalmadı, Türkiye demokrasisi için de önemli direnişler sergiledi. DGM direniş ile faşizme ihtar eylemleri bunların en önemlileriydi. Bu nedenle 1970-1980 arasındaki 10 yıllık süreçte, TÜRK-İŞ’ten ayrılan sendikaların katılımı ve birçok işyerinde örgütlenmesi DİSK’in hızla büyümesini sağladı. Nitekim 12 Eylül darbesi faaliyetlerini durdurduğunda, DİSK’in üye sayısı 600 bine ulaşmıştı.
Kuşkusuz DİSK’in 15-16 Haziran Direnişi, sadece sendikal barajlara karşı değil, barajlı demokrasiye karşı da bir isyandır. Bu mücadelede kısa dönemde kazanım elde edilmemiş gibi gözükse de Anayasa Mahkemesi’nin yasayı iptal etmesinde bu direniş belirleyici olmuştur. Kısacası DİSK’i tasfiye etmeyi amaçlayan sermaye ve onun temsilcisi iktidarın girişimi, DİSK’in henüz 3 yıllık olan mücadele tarihinin verdiği güvenle sokağa inen Türkiye İşçi sınıfının barikatına çarpmış ve geri püskürtülmüştü.
Ancak DİSK’i durdurma amacından vazgeçmeyen yerli ve yabancı sermaye, ülkeyi siyasi ve ekonomik olarak istikrarsızlaştırarak, askeri darbeye zemin hazırladı. Darbeye zemin hazırlama sürecinde, DİSK’e yani işçi sınıfına da bedeller ödetildi. DİSK’in çağrısıyla, 1977 yılı 1 Mayıs’ında Taksim’de bir araya gelen ve 1 Mayıs “Uluslararası Birlik Mücadele ve Dayanışma Günü’nü” şenlik havasında kutlayan yüzbinlerce insanın üzerine, alana hakim noktalardan ateş açılması sonucu 36 emekçi hayatını kaybetti. Süreçte DİSK’in öncülüğünde yapılan birçok grev ve direniş saldırıya uğradı. En önemlisi, DİSK’in kurucu Genel Başkanı, Türkiye İşçi Sınıfı’nın unutulmaz önderi Kemal Türkler, 22 Temmuz 1980 tarihinde faşist kurşunlara hedef oldu ve hayatını kaybetti.
Sermaye ve iktidarının amacı, Türkiye’yi otoriter baskıcı bir yönetime sürüklemekti ve bu da ancak askeri darbe ile mümkündü. Çünkü 24 Ocak 1980 tarihinde açıklanan yeni liberal ekonomik programı, demokratik bir ortamda hayata geçirmeleri mümkün değildi. Bu nedenle, büyük işçi direnişinin üzerinden 10 yıl geçmişken 12 Eylül faşist darbesi yapıldı. Darbenin ilk hedefi DİSK ve bağlı sendikalar oldu. DİSK ve bağlı sendikalar hakkında çeşitli davalar açıldı. İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi’nde açılan DİSK ana davasında, askeri savcılık hazırladığı iddianamede, DİSK yöneticilerinin, işçi sınıfının iktidarına dayanan proletarya sosyalizmini kurmayı amaçlayan, Marksist-Leninist illegal, ihtilal örgüt yöneticiliği yaptıklarını ileri sürerek DİSK ve bağlı sendikaların 52 yöneticisi hakkında Türk Ceza Kanunu’nun 146/1. maddesini ihlalden idam cezası istedi.
Savcılık iddianamede ayrıca, DİSK’in 1402 sayılı Sıkıyönetim Kanunu’nun 15/L maddesi ve 274 sayılı Sendikalar Kanunu’nun 30/4. maddesi uyarınca kapatılması da talep ediliyordu. DİSK davasında, idamla yargılanan Genel Başkan Abdullah Baştürk ile yönetimdeki arkadaşları, yalnızca kendilerinin yönetimde oldukları dönemi değil, DİSK’in geçmişinin tümünü savunarak büyük bir direnç gösterdiler.
İstanbul Sıkıyönetim Komutanlığı Askeri Mahkemesi 1986 yılında, yöneticilere çeşitli cezalar vererek, DİSK ve bağlı 28 sendikanın kapatılmasını karara bağladı. Bu karara karşı DİSK avukatları Askeri Yargıtay’a temyiz başvurusunda bulundular. Askeri Yargıtay 16 Temmuz 1991 tarihinde verdiği kararda, 12 Nisan 1991 yürürlüğe giren 3713 sayılı kanunla suçun unsurları ortadan kalktığından, yöneticilere verilen cezalar ile DİSK ve bağlı sendikaların kapatılması kararının resen kaldırılmasına karar verdi.
Bu karar üzerine, DİSK ve bağlı sendikalar, mücadelede yeniden yerlerini aldılar. Elbette 12 Eylül döneminin sendikal kanunları olan 2821 sayılı Sendikalar ile 2822 sayılı Toplu Sözleşme, Grev ve Lokavt kanunlarında bulunan %10 işkolu barajını, istifa ve üyelikte noter şartı engellerini aşmak ve örgütlenmek çok kolay değildi. Üstelik, DİSK’in 12 Eylül öncesi üyelerinin büyük çoğunluğu ya emekli olmuş ya da başka sendikalara üye olmak zorunda kalmışlardı. Tüm bu olumsuzluklara rağmen, DİSK’in azimli ve kararlı kadroları kısa zamanda bu zorluğun üstesinde geldiler. DİSK’e bağlı birçok sendika, kısa zamanda %10 işkolu barajını aştı ve Toplu İş Sözleşmesi yapma yetkisi aldı. Yani 12 Eylül faşizminin Anayasası ile kanunlarındaki engeller aşılarak işlevsiz hale getirildi.
DİSK, 55 yıldır bu ülkede işçi sınıfı ile emekçi halkın umudu olmayı sürdürüyor.
Her ne kadar toplumdan, DİSK’in 12 Eylül öncesinin mücadelesinden uzak olduğu eleştirileri gelse de özellikle AKP iktidarının son yıllarda emeğe yönelik saldırılarına karşı gösterdiği direnç, bu saldırıları geriletmede önemli bir işlev görmüştür. Özellikle kıdem tazminatının ortadan kaldırılması veya fona devredilmesi hazırlıkları ile esnek, kuralsız çalışma biçimlerine ve taşeron çalışmaya karşı verdiği mücadeleler iktidara geri adım attırıyor. Bunların yanı sıra, Türkiye’de demokrasi, insan hak ve özgürlükleri için demokrasi güçleri ile birlikte önemli mücadeleler veren DİSK, yoksulluk, güvencesizlik, iş cinayetleri ve toplumsal barış için verilen mücadelelerin başını çekmeye devam ediyor.
Başta, faşist kurşunlara hedef olan Kurucu Genel Başkan Kemal Türkler olmak üzere, DİSK’i kuran ve büyük çoğunluğu artık hayatta olmayan işçi sınıfının cesur önderlerini saygıyla anıyorum.
YAŞASIN İŞÇİ SINIFININ ÖRGÜTLÜ, MÜCADELESİ!
YAŞASIN DİSK!
Veli Beysülen










