Dolar 44,9246
Euro 52,5884
Altın 6.783,35
BİST 14.335,49
Adana Adıyaman Afyon Ağrı Aksaray Amasya Ankara Antalya Ardahan Artvin Aydın Balıkesir Bartın Batman Bayburt Bilecik Bingöl Bitlis Bolu Burdur Bursa Çanakkale Çankırı Çorum Denizli Diyarbakır Düzce Edirne Elazığ Erzincan Erzurum Eskişehir Gaziantep Giresun Gümüşhane Hakkari Hatay Iğdır Isparta İstanbul İzmir K.Maraş Karabük Karaman Kars Kastamonu Kayseri Kırıkkale Kırklareli Kırşehir Kilis Kocaeli Konya Kütahya Malatya Manisa Mardin Mersin Muğla Muş Nevşehir Niğde Ordu Osmaniye Rize Sakarya Samsun Siirt Sinop Sivas Şanlıurfa Şırnak Tekirdağ Tokat Trabzon Tunceli Uşak Van Yalova Yozgat Zonguldak
Ankara 16°C
Hafif Yağmurlu
Ankara
16°C
Hafif Yağmurlu
Per 6°C
Cum 13°C
Cts 17°C
Paz 18°C

ERHAN OKTAY – BÜYÜK BİR İNSANLIK SUÇU

ERHAN OKTAY – BÜYÜK BİR İNSANLIK SUÇU
12 Aralık 2023 14:30

BÜYÜK BİR İNSANLIK SUÇU,

Büyük bir insanlık suçu denilince, şahsi kanaatimce en büyük insanlık suçu ve insanlık ayıbı ırkçılık ve buna yönelik yapılan soykırımlardır. Dünya Barış Örgütü Birleşmiş Milletler, 1948 yılında 18 devletle bu işe başlayarak, tüm dünya ülkelerinde tüm millet insanlarının eşit şartlarda ve ayrımcılık gözetilmeksizin yaşam haklarını devam ettirebilmeleri için Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini yürürlüğe sokmuşlardır. İnsan olmanın ve insana saygı duyulmanın vazgeçilmez bir gereklilik olduğuna ve bunun devamlılığına karar vermişlerdir. Bu hüküm Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin 1. Maddesinde “Yaşam Hakkı” olarak yer almaktadır.

İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi; insanlık âleminin bütün fertlerinin onurunun eşit ve devredilemez haklarını tanımak dünyada adalet, özgürlük ve barışın temelinin atılması amacıyla oluşturulan dünya çapında bir evrensel beyannamedir. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi, insan haklarını göz ardı etmenin ve hakir görmenin, insanlığın vicdanıyla örtüşmediği, medeniyet ve uygarlıktan yoksun eylemlere yol açtığını, insanların korku ve yoksunluktan kurtulması, konuşma ve inanma özgürlüğüne sahip olacağı bir dünyanın ortaya çıkmasının sıradan insanların en yüksek özlemi olarak ilan edilmiş bulunduğunu, insanın zorbalık ve baskıya karşı başkaldırmak zorunda kalmaması için, insan haklarının hukukun egemenliğiyle korunmasının önemli olduğunu, Uluslararasında dostça ilişkiler geliştirmek için çok önemli olduğunu kabul etmektedir.

Birleşmiş Milletler Halklarının, Birleşmiş Milletler Kuruluş Belgesinde, temel insan haklarına, kişinin onuruna ve değerine, erkekler ile kadınların hak eşitliğine olan inançlarını teyit ettiklerini ve daha geniş özgürlük içinde, toplumsal gelişme ve daha iyi bir yaşam düzeyini sağlamaya kararlı olduklarını, Üye Devletlerin, Birleşmiş Milletlerle işbirliği içinde, insan haklarının ve temel özgürlüklerin evrensel olarak saygı görmesi ve gözetilmesini sağlamayı taahhüt ettiklerini, bu hak ve özgürlüklerde ortak bir anlayışa sahip olmanın, bu taahhüdün tam olarak gerçekleşmesi için büyük önem taşıdığını göz önüne alarak, bütün halklar ve uluslar için bir ortak başarı ölçüsü olarak bu “İnsan Hakları Evrensel Bildirgesini” ilan ettiklerini kabul etmektedir. Öyle ki, her birey ve toplumun her organı bu Bildirgeyi daima göz önünde bulundurarak, bu hak ve özgürlüklere saygının yerleşmesini amaçlayan eğitim ve öğretim yoluyla hem üye devletlerin halklarında, hem de egemenlikleri altındaki halklarda, bu hak ve özgürlüklerin evrensel ve etkin olarak tanınmasını ve gözetilmesini amaçlayan, ulusal ve uluslararası önlemler alarak çaba göstermek zorundadırlar.

İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi/Beyannamesi (UDHR), Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 1948 yılında kabul edilen bir deklarasyondur. İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (UDHR), insan hakları tarihinde edinilen hak, adalet, özgürlük alanında yenilikçi bir belge mahiyetindedir. Birleşmiş Milletler Genel Kurulu, dünyadaki yasal ve kültürel temsilcilerin hazırladığı bu raporu 10 Aralık 1948’de Paris’te kabul etmiştir. İkinci Dünya Savaşı’nın etkileri, İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi (UDHR)’nin yayınlanmasını da hızlandırmıştır. Bu dönemde, savaştaki müttefikler dört özgürlüğü kabul etmişlerdir; bu dört özgürlük olarak, “Din Özgürlüğü, Konuşma Özgürlüğü, Korku Özgürlüğü ve İstemsizliktir.” Bu özgürlükler Birleşmiş Milletler tarafından teyit edilmiştir ve her devlet üyesi temel insan haklarını korumak ve uymak zorunda oldukları teminat altına alınmıştır. İkinci Dünya Savaşı’nın sona ermesinin ardından, dört özgürlüğün bulunduğu hakların yetersiz olduğu ortaya çıkmıştır. Bu yetersizlik, bireylerin haklarına özel olarak dikkat edebilecek evrensel bir bildirinin gerekliliğini ortaya koymuştur.

BM Ekonomik ve Sosyal Konseyi, Haziran 1946’da İnsan Hakları Komisyonu’nu kurmuştur. Bu kurul farklı geçmişlerden ve milletlerden gelen 18 üye tarafından oluşturulmuştur. Bu oluşum, beyannamenin tasarısını yapmakla görevlendirilmiştir. Komisyon, deklarasyonda yer alan makaleleri yazmakla yükümlü oldukları, ilk İnsan Hakları Evrensel Beyannamesi Taslağı’nı hazırlamıştır. Komite görevini Mayıs 1948’de tamamladı ve komisyon arasında, Aralık 1948’de maddeler tartışıldı ve beyanname aynı yılın 10 Aralık tarihinde kabul edildi. Bildiri, Gines Rekorlar Kitabı tarafından, 501 farklı dile tercüme edildikten sonra “En Çok Tercüme Edilen Belge” olarak kayıtlara geçirilmiştir. Hükümetler, beyanlarda belirlenen insan haklarını savunma maddelerini mutlak suretle benimsemişler ve halkın korunmasına yardımcı olmuşlardır. Bildiri, 1948 yılından beri birçok ülkenin anayasasını etkilemiştir. Bu bildiri, günümüze kadar bazı uluslararası kanunlar, ulusal yasalar ve antlaşmalar için bir temel oluşturmuştur. Ülkemizde de, 2709 Sayılı Kanunla Yürürlüğe giren Anayasamızın 90’ıncı maddesi gereği; “Milletlerarası Anlaşmaları Uygun Bulma” maddesiyle kullanıma ve uyulması zorunlu uluslararası kanunlar statüsüne girmiştir.

Bizler asil bir milletin, Türk Milletinin evlatları olarak tüm bu Uluslararası Antlaşmalara insanlık tarihinin başından bu yana her zaman harfiyen uyduk, hiçbir zaman ama hiçbir zaman insanı renginden, etnik kökeninden ve kimliğinden dolayı ayırmadık zaten doğru olanı da budur, insan olmanın gereği ve nitelikleridir bunlar, çok yakın bir tarihten bir örnek verecek olursak, henüz geçen yıl, Dünya Uluslararası İnsan Hakları Evrensel Bildirgesinin yazıldığı ve kabul edildiği İnsan Hakları Yönünden Mihenk taşı ve merkezi kabul edilen Fransa’ nın başkenti Paris’te oynanmakta olan İstanbul Başakşehir-Paris Sent Germen (PSG) Avrupa Kupaları Futbol maçında, tek amaçları futbolunu oynamak, takımını ve Türkiye’yi uluslararası platformda başarıyla temsil etmekten başka bir düşüncesi olmayan İstanbul Başak şehir Futbol Kulübünün Futbol Takımı ve pier webo isimli futbol antrenörü ırkçı bir saldırıya maruz kalmıştır.

 

Öncelikle bir insan ve Türk Milletinin bir ferdi olarak, böyle bir ırkçılık saldırısını ve ırkçı söylemini şiddetle reddediyor, kınıyor ve lanetliyorum. Tabii ki; futbol dünyası, futbol maçı esnasında Medipol Başakşehir Yardımcı Antrenörü Pierre Webo’nun, Paris Saint-Germain (PSG) ile oynadıkları UEFA Şampiyonlar Ligi maçında dördüncü hakemi Rumen Sebastian Coltescu’nun  ırkçı söylemlerine maruz kalmasına çok büyük tepkiler gösterdi. Hatta maç oynandığı esnada meydana gelen ırkçı söylem ve saldırıya sadece temsilcimiz İstanbul Başakşehir Futbol Kulubü değil, rakip takım PSG’ li futbolcular, takım yönetimi başta olmak üzere topyekün tepki gösterdiler, maçı oynarken bu sansasyonel olay vuku bulunca maçı hemen yarıda bırakıp soyunma odalarına gittiler. Olay sadece bununla sınırlı kalmadı, Fransa Devleti ile Irkçılık ve insanlık ayırımı yapan dördüncü hakem Sebastian Coltescunun bağlı olduğu Rumen Futbol Federasyonu ve Romanya Devleti de, olaydan dolayı tepkilerini koyarak, hem olayı kınayıp bu tür ırkçılık olaylarına karşı olduklarını söylediler, olay bununla da sınırlı kalmayıp hem de olaya sebebiyet veren hakemi maçtan alarak görevine son verdiler ve aynı maçın yönetimine yeni hakem ataması yaptılar.

UEFA, Twitter hesabından yaptığı açıklamada, PSG-Medipol Başakşehir maçı hakkında soruşturma açılacağını belirterek, “Ayrımcılığın hiçbir türüne futbolda yer yok.” ifadesini kullandı. Futbol maçında ırkçılık ve ayrımcılık yapmak suretiyle olaya sebep olan dördüncü hakemin bağlı olduğu Romanya Futbol Federasyonunun, internet sitesinden yapılan açıklamada, UEFA’nın olaya ilişkin raporu doğrultusunda gerekli adımı atacaklarını kaydederek, “Irkçılık veya yabancı düşmanlığı içeren eylem ve söylemlere şiddetle karşıyız.” İfadelerine yer verildi. Maalesef ırkçılık ve ırkçı söylemler içeren olaylar hiçbir zaman bitmiyor, asla bitecek gibi de görülmüyor. Konuyla ilgili olarak, tarihe bir göz attığımızda yıl 1968 ve yer Meksika, olayın olduğu yer Meksika Olimpiyatları, yine olay farksız siyahi sporculara yapılan ırkçı söylem ve ırkçı barbarca yapılan insanlık dışı iğrenç saldırı, 200 m. atleti olan Siyahi Amerikalı Atlet Tommie Smitt ve John Carlos.

Bu olayda, hadise aynen şöyle olmuştur Meksixo City’de 200 m. Müsabakası yapılmıştı, Amerikalı Siyahi atletler birinci ve üçüncü dereceleri almışlardı, ikinciliği ise Avusturalyalı beyaz atlet olan Peter Norman kazanmıştı. Bu üç atlet almış oldukları olimpiyat dereceleri sebebiyle madalya törenlerini bekledikleri sırada Carlos Peter Normanın yanına gelerek sormuş; İnsan Haklarına inanıyormusun ? Evet cevabını almış, bunun üzerine peki ya tanrıya evet bütün kalbimle cevabını alınca, bu sefer iki siyahi Amerikalı atlet o dönemlerde yoğun bir şekilde siyahi insanlara karşı yapılan ırkçı yaklaşım ve eylemler sebebiyle kafalarındaki eylem planını açıklarlar. Kendisinden destek isterler, Peter Norman tereddütsüz olarak eylem planını kabul eder ve onları bu haklı eylemlerinde destekleyeceğini söyler ve kendisinin ne yapması gerektiğini sorar. Eylem planıda, Peter Norman’dan gelir, bir çift siyah deri eldivenin sağ eldivenin tekini Tommie, sol eldivenin tekini de Carlos eline geçiriyor, fakirliği sembolize etmek için çıplak ayakla kürsüye çıkıyorlar başları öne eğik, sıkılı yumruklarını havaya kaldırıyorlar, önlerinde duran beyaz atlet Peter Norman İnsan Hakları için Olimpiyat Projesi Hareketinin kokartını göğsüne iğneliyor. Amerika Milli Marşı çalarken plan icra ediliyor ve eylem ortaya koyuluyor ve eylem tüm dünya milletlerini ayağa kaldırıyor, Amerika Birleşik Devletleri ayağa kalkıyor, bu sansasyonel eylemin oldukça büyük ses getirmesi sebebiyle Olimpiyat Oyunları gibi dünya çapında bir spor organizasyonu bile ikinci plana düşüyor. Tüm dünya basın ve yayın organları yumrukları havada siyahi atletlerin eylemini birinci sayfadan ve ana manşet olarak veriyorlar.

Ne mi oldu, bu harekete ve haklı isyana kim destek vermez ki, insanlık ve onurlu insan olmak bunu gerektirir ama Amerikan Olimpiyat Komitesi böyle düşünmüyor ve iki siyahi Amerikalı atletin spor kariyerini o anda saniyeler içerisinde bitiriyor, yani ikinci bir ırkçı yaklaşım ve eyleme imza atıyor. Bu Amerikalı siyahi iki atlet, bu olayla hayatlarını feda etmişler ama dünya tarihine geçmişlerdi. Peki ya Peter Norman’ a nemi oldu? Bu beyaz ve Avustralyalı atlet ülkesine döndüğünde hiç kimse onun yüzüne bakmadı, herkes tarafından yargılandı, maalesef bu olay sebebiyle bağlı olduğu Atletizm Federasyonunca onun da spor hayatı bitirildi, tüm spor çevrelerinden dışlandı, ardı ardına aldığı tehditler, işsizlik ve tecritler sebebiyle çok zor anlar yaşadı, hatta evliliği bile sona erdi. Peter Norman kendisine ve siyahi atletlere yapılan bu ırkçı ve insanlık dışı hareketleri asla içine sindiremedi ve kendi devletinin kendisine yapmış olduğu tüm bu haksızlıkları asla kendine reva görmedi ve intikamını ebediyete ve mezarına kadar taşıdı, onun 1968 Olimpiyatlarının Finallerinde kırmış olduğu 200 m. rekoruda onun ölümüne kadar kırılamadı ve bu olay çok büyük sansasyon ve yankı uyandırdı, tüm spor kamuoyu ve Atletizm dünyası bunu Peter NORMAN’ ın LANETİ olarak yorumladı, bu olaya bende İLAHİ GÜÇ, İLAHİ ADALET diyorum.

İnsanlık böyle onurlu davranışlar sergileyen dik duruşlu insanlara, sporculara her zaman ihtiyaç duyuyor ve arıyor. Bu olaydan sonra Peter Norman’ın ölümüne kadar 38 yıl bu üçlü atlet sporcular yıllarca yazışmışlar, buluşmuşlar ve görüşmüşler, ta ki görüşmeleri ölüm onları ayırana kadar devam etmiş, onlar bu eylem ve kader kardeşliğini ölüm anına kadar sürdürmüşler. Hatta cenaze töreninde bile ayrılmamışlar ve bu vefa borcunu son defada olsa yerine getirmişler, Peter NORMAN’ a destek verme ve vefa borçlarını yerine getirme sırası bu sefer Smitt ve Carlos’daydı Eylem Kardeşliğini cenaze töreninde Peter NORMAN’ ın naaşını omuzlarında taşıyarak yerine getirmişlerdi. Peter NORMAN’ ın ölüm hadisesi de, ilginç bir şekilde 2006 yılında Avustralya’da yani kendi ülkesinde düzenlenen Olimpiyat Oyunlarının icra edildiği tarihler de kalp krizi geçirerek ölmesi sonucu gerçekleşmiştir.

Yine bu türde bir eyleme çok yakın bir tarihten örnek vermeden geçemeyeceğim, Olimpiyat ve Dünya Şampiyonumuz Milli Haltercimiz Cep herkülü Naim SÜLEYMANOĞLU, rakibi Yunan Leonidas’la her müsabakalarında her zaman ona üstünlük sağlamış ve birinci olmuş, Leonidas ise, onun arkasından hep ikinci olmuş ama Naim SÜLEYMANOĞLU’ na her zaman duyduğu yakınlık, kardeşlik, saygı ve dostluk her geçen gün artmış Naim SÜLEYMANOĞLU’ nun vefatı ile bu saygı ve hürmet en üst seviyeye çıkmıştı, cenazesine hiç tereddütsüz gelen ve katılan Yunan Leonidas meslektaşının başında saygı nöbeti tutmuş tabutunu sırtında taşımış ve tabutunu öpmüştü, bu tür insanı duygulara kimin tüyleri diken diken olmaz ki, çünkü tarihi bir kin ve husumetimiz olan, hatta tarih boyunca ve yıllarca savaşmış olduğumuz aramızda hasımlık ve düşmanlık bulunan bir milletin sporcusunun yapmış olduğu bu erdemli ve bir o kadar da onurlu davranışı için.

Yunanistan Devleti ve Hükümeti pek de, sporcusuyla aynı şeyleri düşünmedi, çünkü sporcusu ülkesine döndükten sonra Leonidas’ın başına gelmedik olay kalmadı, öncelikle Atletizm Federasyonundaki işine son verildi daha sonra bir sürü mağduriyetler yaşadı. Gerekçesi, sen bir Yunan olarak Türk Bayrağını nasıl öpersin, Türk Bayrağına nasıl saygı gösterirsin sorusu olmuş. Benim şahsi kanaatim, Leonidas gibi centilmen ve pozitif insani ilişkilere imza atan ve karşılığında ona yöneltilen haksız bir eylem sonrasında, bayrak sevgisinden yoksun milletlere kimsenin söyleyeceği bir şey olamaz, böyle milletler medeniyetleri değil medeniyetsizlikleri temsil eder. Tüm bu yaşanan ırkçı yaklaşım ve ırkçı saldırılar sonrası insanın onuru kırılıyor kendisi gibi maalesef insan olan olayın müsebbiplerine tepkisiz olamıyor ve kalamıyor.

Uluslararası Evrensel Bildirge, dünyanın neresinde olursa olsun insanlar arasında hiçbir suretle dil, din, ırk, renk, mezhep v. s. hiçbir konuda ayırım gözetmeksizin tüm dünya insanlarını eşit olarak görür. Kesinlikle ayırımcılığa karşıdır. Bu bildirge 30 maddelik temel hak ve özgürlükleri teminat altına almayı hedeflemiştir. Bu olaylar sıcaklığında ve böyle anlamlı bir günde, bizlerde ülkemiz insanı olarak, ülkemiz ve dünyamızda her yönden yapılan tüm ayırımcılığa her zaman olduğu gibi yine karşı olmalıyız, Dünya İnsan Hakları Evrensel Beyannamesini ihlal etmeden tüm dünya milletleri olarak sevgi, dostluk, barış ve kardeşlik içerisinde, hiçbir konuda ayrımcılık yapmadan yaşamalıyız, temel hak ve özgürlüklere uymalıyız ve saygı göstermeliyiz.

Tüm dünya insanlarının ve ülkem insanlarının “Dünya İnsan Hakları Gününü kutlar”, tüm dünyaya her zaman barış getirmesini temenni eder, tüm dünya insanlarının savaş, soy kırım, ırkçılık ve her türlü ayrımcılıktan uzak bir şekilde dostça, kardeşçe, barış ve huzur içerisinde yaşamalarını temenni ederim.

Yazan: Erhan Oktay

Nuri ŞAHİN baskenthaber.org nurisahin0638@gmail.com
YORUMLAR

Henüz yorum yapılmamış. İlk yorumu yukarıdaki form aracılığıyla siz yapabilirsiniz.