Tatlı Sert Rusya

Orta Doğu ve Kafkaslar, Türk izlerinin silinmeye çalışıldığı bir coğrafya olmaktan çıkıyor mu?
Bir tarafta Rusya ve Türkiye gibi güçlü devletlerin istikametleri, diğer tarafta NATO ve batı kaynaklı oluşumların aktif rolleri bölgenin istikametini değiştiriyor olabilir mi?
Bölgede Azerbaycan ile Karabağ sorununda sık sık karşı karşıya gelen Ermenistan son günlerde otorite sorunu yaşıyor. Darbenin konuşulduğu ülkede hareketli günler yaşanırken, Rusya’nın ülkede ve bölgede hâkimiyetinin olup olmadığını bir kez daha gündeme getirdi. Nitekim geçtiğimiz günlerde yaşanan bu iç karışıklığı Ermenistan Başbakanı Nikol Paşinyan, ordunun istifasını istemesini, darbe olarak ifade etmişti. Halkın sokaklara döküldüğü olayda ordunun hava küvetlerinin güç gösterisinde bulunmaktan çekinmediği bir atmosfer yaşandı. Başbakan Paşinyan karşı atağa geçerek, Genelkurmay başkanını görevden aldı. Bu olanlar karşısında Rusya, sorunu ‘Ermenistan iç meselesidir’ açıklaması ile noktalarken, ABD, NATO, Avrupa Birliği demokrasi vurgusu yaptı.
Tüm bu yaşananların diğer kanadında yer alan Azerbaycan için olan biteni nasıl değerlendirmek gerekir?
Biraz geçmişe gidelim. SSCB’nin dağılmasının ardından bölgede yaşayan uluslar ve Türk ulusları bağımsızlıklarını ilan ettiler. Rusya’nın yıllardır siyasi otorite kurmaya çalıştığı bölgede Doğu Avrupa, Baltık, Orta Asya ve Kafkasya devletleri bağımsız idarelerini oluşturmaya başladılar. Bölgede ki ulusların milli kimlik oluşturma çabalarının önünde beliren Ruslar, bu tarihlerden sonra bir yandan ekonomik istikrarı sağlamaya çalışırken bir yandan da AB ve NATO’nun bölgeye müdahalesini en aza indirmeye çalışarak, deyim yerindeyse tatlı sert bir politika izleyerek ipleri kendi elinde tutmaya çalıştı. Rusya’nın bu tutumunun özünde ekonomik olduğu kadar siyasi otoriteyi batıya kaptırmak istemeyişinden kaynaklandığı aşikârdır. Nitekim bölge ABD, AB ve NATO’nun nüfus etmeye çalıştığı ve bölge sakinlerinin birbirlerine mecburiyetlerinin sıkı bir şekilde tezahür ettiği yerdir.
Nitekim en son yaşanan olaylarda Ermenistan’ın yaşadığı karışıklık bir iç hesaplaşma olarak kalırken, Rusya olaya dâhil olmadığının altını çizerek hem Azerbaycan ile olumlu adımlar atmış, hem de Azerbaycan ve Ermenistan’ın savaşını durdurarak, olayı batının desteği olmadan kendi yaptırımı sayesinde çözüme kavuşturmuş oldu.
Azerbaycan için bu yaşananlar bir müddet kontrollü bir nefes alma olarak düşünülebilir. Hakikatten uzun yıllar savaş halinde olan ülke, bu sayede sosyolojik ve ekonomik toparlama fırsatı bulacağı gibi, stratejik varlığını büyük devletlerin karşısında hissettirebilecektir. Çünkü Azerbaycan Avrupa’ya açılan kapının eşiği; kardeş Türkiye ile beraber bir kanadında Rusya’nın son yüzyılda değişen politikaları, diğer kanadında batı ve cazip talepleri karşısında dengede kalmaya mecbur, önemli bir coğrafyadır. Sözün hülasası; Azerbaycan dengeler içinde dengede kalabilmelidir. Bu mecburiyet sadece Azerbaycan için geçerli olmayıp, Rusya içinde aynı öneme ve hassasiyete sahiptir. Bu bağlamda Rusların uluslara sunacağı adalet ve barışçıl politikalar bölgeyi şimdilik muhtemel bir savaştan uzak tutacak ve devletlerin tam özgürlüğünün önünü açarak daha korunaklı bir ortam oluşturacaktır.
Tarihçi Yazar: FİLİZ GÜNDEREN











