Kürdarabosman’dan Sarıkaya’ya: Köyün Tarihsel Belleği
Köyün tarihinin 1907 yılıyla başlatılmasının doğru olmadığına dikkat çeken Kurtyiğit, yeni ulaştığı yerel bilgiler ve arşiv kaynaklarının köyün geçmişinin Osmanlı dönemine kadar uzandığını ortaya koyduğunu belirtiyor.
Köyün tarihsel adının Kürdarabosman olduğu, farklı dönemlerde Çanakçı ve Göranarab gibi adlarla da kayıtlarda yer aldığı aktarılıyor. Osmanlı dönemine ait tahrir kayıtları, nüfus belgeleri ve aile arşivlerinde bulunan belgelerin köyün tarihine ilişkin daha eski izler taşıdığı belirtilirken, 1907 yılının köyün kuruluş tarihi olarak değerlendirilmemesi gerektiği vurgulanıyor.
Köyün bugün kullanılan Sarıkaya adının ise 1954 yılında, köye yapılan ilkokulun açılışı sırasında dönemin Şarkışla kaymakamının girişimiyle verildiği aktarılıyor.
Kurtyiğit’in araştırması kapsamında, köyün tarihine ilişkin Hacettepe, Erciyes ve Ordu Üniversitelerinde hazırlanmış akademik çalışmalara da ulaşıldığı; bunun yanında Osmanlı tahrir kayıtları, nüfus belgeleri ve aile arşivlerinin araştırmanın önemli kaynakları arasında değerlendirildiği ifade ediliyor. Bununla birlikte özellikle 1400’lü, 1500’lü, 1600’lü ve 1700’lü yıllara ait kayıtların kapsamlı biçimde incelenmesinin hâlen araştırılmayı bekleyen bir alan olduğu belirtiliyor.
Köyün tarihsel belleği, farklı toplulukların bir arada bulunduğu çok katmanlı bir sosyal yapıya işaret etmektedir. Yerel aktarımlar, aile arşivleri ve ulaşılabilen tarihsel belgeler çerçevesinde köy ve çevresinin farklı dönemlerde Türk, Kürt ve Arap topluluklarının yanı sıra geçmişte Ermeni nüfusun da yaşam alanlarından biri olduğu aktarılmaktadır. Bu çok katmanlı yapı, köyün tarihinin tek bir topluluk üzerinden değil; farklı dönemlerde burada yaşayan Türk, Kürt, Arap ve Ermeni topluluklarının, ailelerin ve yerleşimlerin bıraktığı izler üzerinden değerlendirilmesini gerekli kılmaktadır.
Köy Ekonomisi ve Değişen Üretim Yapısı
Uzun yıllar boyunca köy ekonomisinin temelini İç Anadolu’nun yarı kurak bozkır koşullarına uyum sağlayan kuru tarım ve küçükbaş hayvancılık oluşturdu. Zaman içerisinde artan göç, köy nüfusunun azalmasına ve geleneksel üretim yapısının zayıflamasına neden oldu.
Bu süreçte köyün doğal çevresinin ekonomik değerinin de değiştiği görülüyor. Bir zamanlar hayvancılık ve tarımsal üretimin parçası olan doğal peyzaj, zaman içerisinde doğal taş sektörünün hammaddesine dönüşmeye başladı.
Mermer Ocaklarıyla Değişen Doğal Peyzaj
Köyün yakın dönemindeki en önemli dönüşümlerden biri, bölgedeki kaya kütlelerinin doğal taş sektöründe kullanılmaya başlanması oldu.
Köyün karşısında bulunan ve bugün Sarıkaya adıyla ilişkilendirilen kaya oluşumlarının mermer ocaklarında çıkarılması, bölgenin doğal görünümünü önemli ölçüde değiştiriyor.
Kurtyiğit, bu sürecin yalnızca jeolojik yapının fiziksel olarak değişmesi anlamına gelmediğine dikkat çekiyor. Kaya oluşumlarının ortadan kalkması, aynı zamanda köyün belleği, doğal çevresi ve mekânla kurduğu tarihsel ilişkinin de dönüşmesi anlamına geliyor.
Buradaki temel soru ise sanatçı açısından şu noktada yoğunlaşıyor: Bir yerin adı değiştiğinde ya da o adı taşıyan doğal oluşum ortadan kaldırıldığında, o yerin belleği nasıl değişir?
Ekolojik Etkiler ve Bozkır Ekosistemi
Madencilik faaliyetlerinin etkilerinin kayaçların çıkarılmasıyla sınırlı olmadığına dikkat çekilen çalışmada, bölgedeki karasal bozkır ekosistemine özgü bitki topluluklarının da bu süreçten etkilendiği belirtiliyor.
Kaya yüzeylerinde ve çevresinde gelişen bitki örtüsünün azalması, küçükbaş hayvancılık açısından önem taşıyan kekik topluluklarının zarar görmesi ve doğal habitatın değişmesi, bölgenin biyolojik çeşitliliği açısından dikkat çekilen başlıklar arasında yer alıyor.
Bu kayıp yalnızca bitki örtüsünün azalması olarak değerlendirilmiyor. Bitkiler, hayvanların beslenmesinden geleneksel üretim biçimlerine kadar köyün sosyo-ekolojik yapısının bir parçasını oluşturuyor.
Mermer bloklarının kesimi ve işlenmesinde kullanılan suyun da yarı kurak İç Anadolu coğrafyasında ayrıca değerlendirilmesi gerektiği vurgulanıyor. Bu nedenle madenciliğin ekonomik getirisi kadar, su kullanımı, habitat kaybı ve doğal peyzaj üzerindeki uzun vadeli etkilerinin de tartışılması gerektiği ifade ediliyor.
Doğal Sermaye Köyden Çıkarken Maliyet Köyde Kalıyor
Kurtyiğit’in çalışmasında madenciliğin ekonomik boyutu da ele alınıyor. Maden faaliyetleri köy sınırları içerisinde gerçekleşirken elde edilen ekonomik değerin ne ölçüde yerel topluluğa döndüğü sorgulanıyor.
Sanatçı, ekonomik değer bölgeden dışarı aktarılırken çevresel tahribat, doğal peyzajın bozulması, su kaynakları üzerindeki baskı ve biyolojik çeşitliliğin azalması gibi maliyetlerin büyük ölçüde yerel topluluk üzerinde kaldığına dikkat çekiyor.
Bu açıdan madencilik yalnızca bir doğal kaynak çıkarma faaliyeti olarak değil, doğal sermaye ile çevresel maliyet arasındaki eşitsiz dağılım üzerinden de değerlendiriliyor.
Bitkilerin Koruma Altına Alınması
Kurtyiğit’in araştırması yalnızca tahribatı belgelemekle sınırlı kalmıyor. Daha önce mermer yatağı üzerinde bulunan bitki örneklerinden bazılarını toplayarak koruma altına alan sanatçı, bu bitkileri de çalışmasının belleksel unsurları hâline getiriyor.
Mermer yatağında daha önce var olan bitki topluluklarının bugün aynı koşullarda bulunamaması, sanatçı için jeolojik tahribat ile ekolojik kayıp arasındaki ilişkiyi görünür kılan önemli bir unsur oluşturuyor.
Bu bitkiler, taşlarla birlikte projenin iki temel hafıza taşıyıcısına dönüşüyor: taş geçmişteki jeolojik yapıyı, bitki ise o yapı üzerinde gelişen yaşamı temsil ediyor.
“Sarıkaya’yı Sarıkaya Yapan Taşlar Yok Oluyor”
Safigül Kurtyiğit, yaşanan dönüşümü yalnızca doğal kaynakların tüketilmesi olarak değil, aynı zamanda bir “mekânsal hafızanın aşınması” olarak değerlendiriyor.
Günümüzde Sarıkaya adıyla anılan köyle ilişkilendirilen kaya oluşumları ortadan kalktıkça, bu ismin işaret ettiği doğal referansın da giderek değiştiğine dikkat çekiliyor.
Bu açıdan bakıldığında Sarıkaya’da çıkarılanın yalnızca mermer olmadığı; jeolojik mirasın, karasal bozkır ekosisteminin, biyokültürel çeşitliliğin ve kuşaklar boyunca aktarılan mekânsal belleğin de dönüşümden etkilendiği ifade ediliyor.
Taşın Yeniden Ele Geçirilmesi
Kurtyiğit’in çalışmasının dikkat çeken bölümünü ise taşların sanat aracılığıyla yeniden ele geçirilmesine dayanan performatif eylem oluşturuyor.
Köydeki gözlemleri ve çizim çalışmaları sırasında Ortapınar Çeşmesi’nin üzerine yığılmış granit taşlardan bazılarını, kamera bulunduğunu bilerek ve bunu gizli bir eylem olarak görmeden, düzenli olarak evine taşıdığını belirten Kurtyiğit, taşları ikişerli ve üçerli gruplar hâlinde taşıdığını ifade ediyor.
Başlangıçta çizim çalışmalarında kullanmak amacıyla yaptığı bu hareket, tekrarlandıkça bir rutine dönüşüyor. Rutinin tekrarlanması ise eylemi performatif bir niteliğe taşıyor.
Kurtyiğit’e göre bu eylem basit bir “taş alma” hareketi değil; madencilik faaliyetleriyle parçalanan bir coğrafyanın malzemesini sembolik olarak yeniden ele geçirme ve başka bir bağlama taşıma eylemi.
“Bizden Çaldığınızı Yeniden Ele Geçiriyorum”
Sanatçı, taşların yer değiştirmesini madenciliğin coğrafyadan “çıkarma” hareketinin karşısına koyduğu sembolik bir “geri alma” hareketi olarak tanımlıyor.
Taşın bulunduğu yerden alınması, taşınması ve sanat üretiminin bir parçasına dönüştürülmesiyle birlikte doğal malzeme, endüstriyel bir nesne olmaktan çıkarılarak belleğin ve sanatın taşıyıcısına dönüşüyor.
Kurtyiğit’in bu yaklaşımını özetleyen ifade ise şu:
“Bizden çaldığınızı yeniden ele geçiriyorum.”
Bu performatif eylem, Sarıkaya’nın jeolojik hafızası ile bugünkü madencilik pratiği arasındaki çatışmayı taş, beden, bitki ve mekân üzerinden görünür kılıyor.
Taş burada yalnızca bir malzeme değil; köyün geçmişini, bugünkü dönüşümü ve geleceğe aktarılmaya çalışılan hafızayı taşıyan bir tanığa dönüşüyor.